TÜRKİYE PROFESYONEL TURİST REHBERLERİ PLATFORMU Ana Sayfa
Forum Anasayfası Forum Anasayfası >BİLGİ ALANI >TÜRKİYE , BÖLGELER VE İLLER >Doğu Anadolu; Van,Bitlis,Kars,Erzurum,Erzincan,Muş
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar
  SSS SSS  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

ARDAHAN

 Gönder Gönder
Yazar
Mesaj Tersinden sırala
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
TURİST REHBERİ Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici


Kayıt Tarihi: 02.Haziran.2008
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 5334
  Alıntı TURİST REHBERİ Alıntı  GönderCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: ARDAHAN
    Gönderim Zamanı: 28.Ağustos.2008 Saat 04:50
Yukarı Dön
TURİST REHBERİ Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici


Kayıt Tarihi: 02.Haziran.2008
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 5334
  Alıntı TURİST REHBERİ Alıntı  GönderCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 28.Ağustos.2008 Saat 04:46

Hamşioğlu Rasim Bey Konağı

Bakanlığımız Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğünün 11.09.2000 gün ve 10089 sayılı yazıları ile Ardahan İlinde Bulunan Hamşioğullarına ait tarihi konağın incelenerek tescil ve mülkiyet durumu hakkındaki bilgilerin gönderilmesi istenilmiş olup, konuya ilişkin olarak yapılan inceleme sonucu hazırlanan bilgi ve belgeler aşağıya çıkarılmıştır.

Ardahan İli Karagöl Mahallesi , pafta 4, adal,parsel 29’ da yer alan tek katlı bina Ardahan –Göle asfaltı üzerinde batlık mimari tarzında yapılmış olup, bina Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 04.11.1994 gün ve 651 sayılı Kararı ile tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Bakanlığımıza bir Dilekçe ile başvuruda bulunarak Konağın Hamşi oğulları adına yaptırıldığını belirten Ahmet ACAR isimli şahsın dilekçesinde belirttiği hususlardan dikkate alınarak Konağın bugünkü durumu inceleme sonucu aşağıdaki özellikleri belirterek rapor edilmiştir.

Ardahan İl Merkezinde yer alan tek katlı ve dikdörtgen planlı bina bölgemizde yoğun olarak yapılan batlık mimarisi olarak tabir ettiğimiz bir tarzda yapılan Konak Kuzey- Güney istikametinde dış cephesi düzgün kesme bazalt taşından yalancı sütunlarla süslemeli olarak yapılmış, diğer cepheler yığna olarak inşa edilmiştir. Bina batlık mimari tarzının tipik örneklerinde olduğu gibi iç mekanında iç içe açılan odalar ve salonlardan oluşmaktadır. Bu tip binaların ısıtma sistemi peç olarak tabir edilen sistemdir. Binanın giriş cephesinde bulunan kapı üzerine sonradan eklenen bir Osmanlıca Kitabe bulunmaktadır. Bu Kitabe 1911 tarihlidir. Sonradan konulan bu kitabe Ardahan’da 3-5 7-9 Ocak 1919 tarihinde Ardahan Milli Şurasının 1.ve 2. Kongrelerinin burada yapılaması sebebiyle binanın bu tarihten önce Resmi karargah binası olarak kullanıldığını göstermektedir.

Bina Ardahan İlinde yapılanı Milli Şuralarda Kongre binası olarak kullanıldığından ayrıca Milli Tarihimizde Önemli bir yere sahiptir.Konak, Cumhuriyetin ilk yıllarında da Resmi Hükümet Binası olarak bir süre kullanılmıştır.

Ardahan İl Merkezinde Karagöl Mahallesinde yer alan tek katlı konak günümüzde Maliye Hazinesi adına tapuda kayıtlı olup, bina uzun süre Ardahan Devlet Hastanesi olarak kullanılmıştır. Hastane binası olarak kullanıldığı yıllarda Konağın kuzey cephesine iki katlı ek bir beton arma Hastane binası eklenmiştir.1994 yılından sonra bu bina ile birlikte tarihi konak Ardahan İl Sağlık Müdürlüğüne devredilmiş olup, bu tarihten sonra Sağlık Müdürlüğü Binası olarak hizmete sokulmuştur.

Ardahan- Göle karayolunun üzerinde ada 4, parsel 1’de yer alan toplam 3477 mk. Yüzölçümlü bir alan üzerine kurulmuş bulunan tek katlı kargir bina Kuzey-Güney istikametinde inşa edilmiş olup, binanın doğu cephesi esas giriş cephesi olup, bu cephede kenarları yalancı sütunlarla süslenmiş pencereler ve bir giriş kapısına sahiptir.Bina günümüzde Ardahan İl Sağlık Müdürlüğü Hizmet Binası olarak kullanılmaktadır.

Dursun Soylu Konak

Ardahan İl merkezinde , Halil Efendi Mahallesi’nde bulunmaktadır bu yapı XlX . yüzyılın sonunda inşa edilmiş sivil mimari örneklerinden biridir.İki katlı olarak inşa edilen evin üzeri, eğimli piramidal bir çatıyla örtülüdür .Alt kat kapalı olup, bu kısımdakiler WC bölümleri bulunmaktadır. Yapının ana girişi kuzeydendir. Ayrıca üst kata dıştan ahşap bir merdivenle ulaşabilmekte mümkündür.

Bu yapıda da duvarlar, bölgedeki diğer sivil mimari örnekleri gibi kalın tutulmuş olup, az sayıda pencereyle dışa açılmaktadır. Üst katta altı pencere, alt katta ise güneyde üç küçük mazgal pencereye yer verilmiştir. Evin batı cephesi ahşap destekler üzerine oturan bir küçük balkon olarak değerlendirilmiştir. Evin doğuda yer alan kapısı ile alt kata girilmektedir. Bu binanın yapısında tamamen düzgün blok taşlar kullanılmıştır. Kapı, pencere ve duvar özellikleri yörede bulunan Sarıkamış, Kars, Gümrü, Kafkas ve Gürcü bölgelerindeki sivil mimarlık örnekleriyle paralellik göstermektedir.

Bu sivil mimarlık örneğinde duvarlar oldukça kalın tutulmuş olup, sağır denecek biçimde az sayıda pencereyle dışa açılmaktadır. Kapı ve pencereler dar ve yüksektir. Pencere ve kapı söveleri düzgün blokların dışa taşkın ve bir içe bir dışa ritmik bir biçimde kaydırmalı düzende yerleştirilmesiyle oluşturulmuştur.



Yukarı Dön
TURİST REHBERİ Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici


Kayıt Tarihi: 02.Haziran.2008
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 5334
  Alıntı TURİST REHBERİ Alıntı  GönderCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 28.Ağustos.2008 Saat 04:40

Kaleler

Ardahan Kalesi:
Ardahan Kalesi çevresinde yapılan Prehistorik araştırmalar, (M.Ö. 3500-2000) Eski Tunç Çağı’na ait yarlaşmanın varlığını ortaya koymuştur. Ardahan Kalesi, Osmanlı döneminde 16. yüzyıl ortalarında, Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle inşa edilmiş ve günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. Tarihi oldukça eskilere dayanan Ardahan Kalesi’nde yapılan kazılar bölgenin çeşitli krallıkların hakimiyetine girdiğine göstermektedir.

Şehir merkezinin kuzeyindeki Halil Efendi Mahallesi ile şehir merkezini birbirinden ayıran Kura Nehri’nin hemen sol kıyısında bulunmaktadır. Kale mimari açıdan dikdörtgen planlıdır. Giriş kemerinin hemen üzerinde, yapıldığı tarih 1544 olarak yazılmaktadır. Dikdörtgen plan oluşturan sur duvarları, 745 m. uzunluğundadır. Baştan başa kare tabanlı ve çokgen planlı çok sayıda kule ile desteklenmiştir.

Savaşır (Cancak) Kalesi:
Posof ilçesine bağlı Savaşır (Cancak) köyünün güneydoğusunda, üç yanı vadi ile çevrili sivri bir tepe üzerinde konumlandırılmıştır.

Kinzi Kalesi:
Ardahan’ın yaklaşık 30 km. batısında Bağdeşe (Kinzodamal) köyünün kuzeyinde, Bülbülan Yaylası’nın güneydoğusunda yer alan bir kaledir.

Sevimli Kalesi:
Hanak ilçe merkezinin yaklaşık 18-20 km. güneydoğusundaki Sevimli (Vel) köyünün takriben 500 m. güneyinde, Kura Nehri vadisinde, yarımada biçimli sarp bir tepe üzerinde yer almaktadır.

Kalecik Kalesi:
Göle ilçesine bağlı Kalecik köyünün yaklaşık 450-500m. güneyinde, köyden gelen derenin oluşturduğu vadi eli Kura Vadisi'nin kesiştiği noktada sarp bir alana kurulmuştur.

Şeytan Kalesi:
Çıldır ilçesinin Yıldırımtepe köyü civarında olan bu kalenin, Ortaçağ’da yapıldığı tahmin edilmektedir. Çıldır’a 1 km. uzaklıktaki Yıldırımtepe köyünün yaklaşık 1,5 km. kuzeydoğusunda bulunan Karaçay Vadisi’nde oldukça sarp bir alana inşa edilmiştir.

Kurtkale:
Çıldır ilçe merkezinin yaklaşık 36 km. kuzeydoğusundaki Kurtkale nahiyesinin 1 km. güneyinde ve Gürcistan sınırında bulunmaktadır. Yakınındaki nahiyeye de adını veren Kurtkale’nin tarihi ve adını nereden aldığı konusunda kesin bilgi yoktur.

Kazan Kale:
Ardahan’ın yaklaşık 12-13 km. kuzeydoğusunda, Kura Vadisi’nin nehrin akış yönüne göre sağında, vadinin sınırlandığı dil biçimindeki yükselti üzerinde yer almaktadır. Kesin tarihi bilinmeyen kale çevresinde, eski yerleşim izleri mevcuttur.

Altaş (Ur) Kalesi:
Ardahan- Hanak karayolunun 18. km’sindeki Altaş (Ur) köyünün doğusunda yer alan sivri bir tepe üzerine kurulmuştur. Tarihi kaynaklarda sadece adı ve yeri belirtilen kalenin, ilk yapım tarihi kesin değildir. Ancak 7.- 8. yüzyıldan beri bu kalenin mevcut olduğu anlaşılmaktadır.

Kırnav Kale:
Hanak ilçesinin 5 km. güneyindeki Çayağzı köyünün yaklaşık 400 m. batısında Ardahan– Hanak karayolu üzerinde Hanak Çayı kenarında yer alır. Bu kalenin de kesin inşa tarihi bilinmemektedir.

 


Düzenleyen TUREBTÜRKİYE - 28.Ağustos.2008 Saat 04:42
Yukarı Dön
TURİST REHBERİ Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici


Kayıt Tarihi: 02.Haziran.2008
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 5334
  Alıntı TURİST REHBERİ Alıntı  GönderCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 28.Ağustos.2008 Saat 03:53
 

Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesindeki sınır illerinden olan Ardahan, sınırları içerisindeki Damal Dağları'nda beliren Atatürk silüeti ile ünlüdürHer yıl Haziran ayının 15 ile Temmuz ayının 15’ine kadar saat 18’den itibaren Karadağ sırtlarında Atatürk’ün bu silueti net olarak yaklaşık 20 dakika izlenmektedir. Ardahan'da bu tarihlerde Atatürk'ün İzinde-Gölgesinde Damal Şenlikleri düzenleniyor.



Yukarı Dön
TURİST REHBERİ Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici


Kayıt Tarihi: 02.Haziran.2008
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 5334
  Alıntı TURİST REHBERİ Alıntı  GönderCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 28.Ağustos.2008 Saat 03:46
 

TARİH 

Yukarı Kür boylarının yazılı belgelerde anılarak "Tarih Çağı"na girmesi, Sümerlilerle soydaş olan "yuvarlak başlı (Brekisefal), bitişken-dilli Hurrilerin” torunlarının Van Gölü çevresinde güçlü bir devlet kurmaları zamanında görülmektedir. Sümerlilerin icat ettiği çivi yazısını  kullanan, Van Gölü çevresindeki bu devletin ülkesine, güney komşuları Asurlular, M.Ö.1280 yılından beri "Yukarı El-Ülke" anlamında "Ur-Artu" diyorlardı. Urartular ise baş tanrılarına göre kendilerini "Khaldi" diye anıyorlardı. Eski Van (Tuşpa) şehrini merkez edinen Urartulardan Kral II.Sardur (M.Ö. 753-735), Çıldır Gölü güneybatısındaki Taşköprü Köyü kayalığına kazdırdığı buraların fethini anlatan yazıtında, Çıdır-Ardahan ve çevresini, "Ukhiemani" beyliğinden aldığını anlatır. Başka bir yazıtında da Çoruh Irmağı boyunda (Bayburt'tan Batum'a kadar, Artvin ve Ardanuç dahil) “Kulki” adlı güçlü bir kavmi yendiğinden bahseder. II.Sardur'un yazıtlarında yer alan her iki kavimde, Aryani (Ortaasya) kökenli kavimlerdir.

         II. Sardur'un oğlu Kral I. Rusa/Ursa (753-713) zamanında, Kafkaslar ve Karadeniz’in kuzeyinde M.Ö.2000 yılından beri yaşayan ve sonraki Hazar ve Bulgar Türklerinin mensubu

bulunduğu "Kıpçaklar"ın ataları olan "Kimmerlerin" ülkesi, aynı soydan gelen "Sakalar"ın akınına uğramıştı. Saka (İskit) Türkleri M.Ö.720 yılında Kimmerlerin doğu Kolunu Kafkas sıradağlarının güneyine sürdüler. Sarı saçlı, kumral, gök gözlü Kuman/Kıpçak tipinde olan Kimmerlerin İskit Türklerinin önünde Kür, Çoruh, Aras ve Yukarı Fırat ırmakları boyuna yayılarak yerleşmeleriyle Ardahan’ı da içerisine alan bölgede Türklük hayatı başlamış oldu.(M.Ö.720)

         İlk olarak yunanca yazılıp M.S.V.Yüzyılda Gürcü diline çevrilen "Kartlis-Çkhovreba" adlı tarihin başlarında Kimmerlerin gelip Ardahan'ı da içerisine alan Kafkasların güneyine hakim oluşlarını anlatır. Makedonyalı İskender'in ordusuna karşı koyan "yaman Savaşçılar" dediği Kimmerlerin Ardahan civarındaki "Kamara Dağı” civarında verdikleri mücadeleyi yücelterek anlatır.

         M.S. 680 yılında İskit Türkleri, hükümdarları Bartatua öncülüğünde çok kalabalık göçler halinde Kafkas geçitlerini aşarak, itaat etmeyen Kimmerleri Kızılırmak boylarına kaçırttılar.

         İskitlerin hükümdarı Kışlık başkent yaptığı Kür'e sağdan karışan Terter çayı boyundaki Partav veya Barda şehrine adını vermişti. Sakalar'ın bütün Kür, Aras ve Çoruh bölgesine olan hakimiyetleri Heredot Tarihinde Türklerin hakimiyeti diye gösterilmektedir. Ayrıca Bölgenin Ardahan Sancağı kesiminin "Bun-Türkler" (Otokton-Yerli Türkler) tarafından idare edildiğini yazmaktadır.

         Bartatua'nın oğlu (Bazı kaynaklara göre torunu) İlk Türk Cihangiri Afrasyab ünvanlı Alp-Er Tunga olup Karpat dağlarından Doğuda Çin'e kadar Doğu Avrupa ile Asya’ya hakim olmuştu. Çinlilerin "Su" Hintlilerin "Sakya", Heredot Tarihinde "Basilik" Ermeni ve Süryani kaynaklarının "Si-Unik"dedikleri Saka-İskit Türklerinin Ardahan Sancağı kesimine yerleşen Urugları şunlardır:

1.Merkezi Lorı/Loru Kalesi olan Borçalı kesimi

2.Bir güçlü oymaktan adını aldığı anlaşılan "Artahanlar"  (Bugün halk arasında ve Osmanlı resmi belgelerinde belirtilen :Küçük Ardahan/Göle, Büyük veya Kara Ardahan ve Meşe Ardahan /Hanak Kesimi)

3.Çıldır Gölü ve Ahılkelek ile Ahıska kesimini içine alan ve "Çav"lar anlamına gelen eski-Türkçe bir ad ile anılan oymak. (Çin-Çavat kelimesi Katip Çelebinin Cihannüma isimli eserinde de geçmekte olup bugün bile yörenin yerli halkını belirtmek için kullanılan bir kelimedir. Anlamı Çin Türkistan’ından gelme demektir)

 

İLK SELÇUKLU FETHİN’DEN OSMANLI ÇAĞI’NDA ANADOLU-TÜRK BİRLİĞİNE KATILIŞINA KADAR (1064-1578)

         1068 güzünde iç karışıklıkları yatıştıran Sultan Alparslan, II.Batı Seferine çıkarken, barışı bozup Bizans’ın kışkırtmasıyla akınlara başlayan Apkaz-Kartli kralı IV.Bagrat’ın ülkesine yöneldi. Tiflis’i Caferoğulları Emirliğinden alıp, orada kışladıktan sonra 1069’da karlar erirken ordusuyla Ardahan’a  geldi. Buradan kuzeyde Meşe Ardahan/Vardosan (Yamaçyolu) çevresine gelince (bugün halkın Camuşkıran Fırtınası dediği) “abrelin beşi” 18 nisan günü çıkan kar fırtınasında çok zorluk çekildi. Selçuklu kaynakları bu bölgeyi şöyle tanıtıyor. “Kenan oğlu Nemrud’un sakin olduğu ve oradan kule yaparak göklere çıkmak istediği memleket (Yani Uğuz efsanesinde de adı geçen Hanak kesimi) alınarak harap edildi. Onun doğu yanındaki memleketide (Büyük Ardahan) alarak, burada bir mescit yaptıran Sultan, 1069’da (Mayıs ortasına yakın) IV. Bagrat’ın barış isteğini kabul edip onu tekrar haraca bağladıktan sonra, Gence zerinden İran’a döndü.

         1075 yılında Kutalmışoğlu Süleymanşah İstanbul’un yanı başındaki İznik şehrini alarak Türkiye-Selçuklular’ı Devletini kurdu. Kısa bir zaman sonra ihtilaller ile bunalan Bizans’ın içişlerine karışacak ve onlardan haraç alacak güce erişti. Bu sırada Aras ve Ardahan’ı da içine alan Kür boyları da yeni Türkmen göçleri ile doluyordu. Aynı dönemde, güçlenen Apkaz-Kartli kralı II. George Kars ile Meşe Ardahan’ı geri almıştı. 1080 yılında Sultan Melikşah Danişmendli Emir Ahmet Başbuğluğunda bir orduyu buraya göndererek bir yıldır işgal edilen Kars ve Meşe Ardahan’ı geri aldı.

         Apkaz-kartli kaynağı “Kartlis-Çkhovreba”da Ardahan sancağının bütününün fethedildiği Kol zaferini müteakip, bu yerlere Türkmen göçlerinin gelip yerleşmeleri şöyle anlatılıyor:

         “Bu sırada Anadoluya Turki-Koçevniki göçebeler ve sürüleriyle yerleşmeye giden iki büyük Emir, yollarını değiştirip Çekirge gibi ülkemize yayılıp,  işgal ettiler. Savşet, Acara, Samçikhe (Ardahan, Posof, Ahıska, Ahılkelek ve Çıldır çevresi) hep Türklerle doldu. Dağlara, Mağaralara kaçan Hrıstiyan ahali giderek azaldı; Kilise ve Manastırlar sahipsiz kaldı.

ARDAHAN SANCAĞI BÖLGESİNİN 1080 FETHİNDEN SONRAKİ KISA TAKVİMİ

1124 yılında Kıpçaklar Erzurum’da ki Saltuklu Emirliğine bağlı Çavaket’ten (Ardahan ve Artvin kesimi dahil) İspir’e kadar hudut sayılan yerleri alıp buralara yerleştirildiler. Böylece 1118 ve müteakip yıllarda gelip yerleşenlere eski  Kıpçak, 1195 ve sonrasında gelenlere ise yeni Kıpçak denmeğe başlandı. Bu çağda Ardahan-Ahıska Kıpçaklarının beyi “Beka” (Türkçe Böke/Ejder) Çaksu’da oturuyordu.

         1225 yılında Harezmşah Celaleddin Mengüberti, komşu Müslüman ülkelere akınlar yaparak çok zararlar veren Apkaz-Gürcistan ordularını Haziran 1225’te Revan’ın güneyinde Gerni’de yenmiş ve Ardahan ile Kars’ı almıştı.

         1239’da Moğol Cengiz İmparatorluğunun İran Genel Valisi Baycu Noyan Ardahan’ı da içine alan bütün Aras ve Kür boylarını fethedip Cengiz imparatorluğuna tabi kıldı. 1243 Kösedağ savaşında yaralılığı görülen Sargis’e Ardahan ve Ahıska hakimliği verildi.  

         1267 İlhanlı Abaka Han, kardeşi ile girdiği taht mücadelesinde çok yaralılık gösteren Çaklı baba Sargis’e Ardahan ve Ahıska valiliğini verdi. Buralara Atabeklik ülkesi denmeye başlandı. Atabeklik ülkesinde yazı dili Kartvelce, konuşma dili ise Türkçe olarak devam etti. (Bügünde Ahıska, Posof ve Şavşat ağzı dediğimiz; ban/ben, san/sen, babay/baba, anay/ana vs. gibi yüzlerce Kıpçak ağzı sözleri öteden beri buralarda kullanılmakta ve başka bir dil bilinmemektedir.

         1334’te I. Beka’nın torunu I. Korkore Atabek ünvanını  alarak İlhanlılar ve Celayirlılardan sonra Karakoyunlular’a tabi oldu. Böylece Ardahan ve çevresinde Karakoyunlular dönemi başlamış oldu.

         1386’da Kars’ı uzun ve zorlu bir kuşatmadan sonra alabilen ve aldıktan sonra yağma ettiren Timurhan ordusuyla Tiflis’e giderken Ardahan’da bulunan Kıpçaklı Atabekler de ona tabi oldu. 1405’te Timur’un ölümünden sonra Atabekler ülkesi yine Karakoyunlular’a tabi oldu. O zaman Ardahan ve çevresi Nahçıvan valiliğine bağlı olduğundan buraların haracı oraya ödeniyordu.

         1463’te Karakoyunlular kendilerini sıkıştıran Apkaz karalına karşı Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’dan yardım istediler. Uzun Hasan Temür bek idaresindeki bir orduyu yardıma gönderdi. Karakoyunlular, Akkoyunlular’ın yardımıyla düşmanlarını mağlup ettiler ve Ardahan dahil idarelerindeki yerler Akkoyunlular’a tabi oldu.

         1472 yazında Akkoyunlular’a itaatten çıkan Atabek-Bahadur ile Kartli kralı ülkesine sefer eden Uzun Hasan, Ahıska ve Tiflis’i alıp, iki ülkeyi de Tiflis’e tayin ettiği kendi valisine bağladı. İşte bu sırada Ardahan Türkmanları denilen ve çoğu yaylakçı ve kışlakçı olup, giyimleri, kuşamları  ve dokumaları ile, Oğuz töre ve geleneğini yaşatan, Hanak-Damal/Meşe Ardahan’da ki  Türkmenler, Uzun Hasan tarafından Maraş-Altı’ndaki yerlerinden getirtilerek, hudut korucusu olarak buralara yerleştirildiler.

         1477 Yılındaki Akkoyunlu seferi tesiriyle, Yukarı Kür ve Çoruk boylarındaki Kıpçaklı Atabekler ülkesi, Çaklılar sülalesi elinde beş beyliğe bölündü.

 

1)                                 Merkezi Ahıska olup; Azgur, Altunkale/ Edigön/ Koblıyan, Poskhov ve üç Ardahan’ı da içine alan anakol Samçhike

2)                                  Merkezi Çıldır Akçakalası olup; Ahalkeleki de içerisine alan Çavaket,

3)                                  Merkezi İmerhev olup yukarı Acara’yı da içine alan Şavşet-Maçakhalet,

4)                                 Merkezi Ardanuç olan ve Artvin, Borçka ve Gönyeyi içerisine alan Kalarçet,

5)                                 Merkezi Oltu olan ve Şenkaya, Bardız ve Narman’ı ihtiva eden Tao.  

1479’da bu beş Atabeklikten üçüncüsü Fatih döneminde Osmanlı Devleti’ne bağlandı. Trabzon sancağına bağlanan bu Atabekliğin halkı da gönüllü Müslüman olmaya başladı.

         1514 yılında Yavuz Sultan Selim Çaldıran seferine giderken Çıldır’dan İspir’e kadar olan yerlere hükmeden Akkoyunlu Mirza Çabuk Bey sefer gidişi ve dönüşü esnasında Osmanlı ordusuna önemli ölçüde iaşe yardımında bulundu.

         1551’de Erzurum Beylerbeyi Sarı İskender Paşa ordusuyla Şah Tahsmab’a bağlı Atabek II. Kayhosrov’un ülkesine yürüdü. 13 Mayıs’ta Ardanuç fethedildi. Ana koldan ilerleyen Paşa Göle, Hanak, Ardahan ve Hoçuvan kesimlerini alarak, Osmanlı hududunu Çıldır ile Poskhov’da Kısır ve Ulgar dağlarına dayadı.

Atabekler hükümetinin son yurdu III.Sultan Murad çağında Safevi-Osmanlı savaşları sonucunda Osmanlı devletine bağlandı. Göle ve Hoçuvan’a Diyarbekir’den getirilen Osmanlı Devletine sadık Kürt aşiretleri yerleştirildi. Bu aşiretlerin kökeni de anonim Oğuz kaynakları Şerefname ve İskendername’ye göre Oğuzlara dayanmaktadır.

8 Ağustos 1578’de yüzbin kişilik ordu ile Ardahan’dan çıkan Serdar Lala Mustafa Paşa, İran’ın Çıldır hududundaki Begrehatun düzünde konakladı. Bu sırada İranlıların hakimiyetine yüz çeviren ve iki oğlu ile Altun Kal’a hakimesi olarak Edigön’de bulunan, Atabek II.Khoshorv’un ölümüyle dul kalan İmed Hatun’un elçisi ve itaatnamesi serdar’a ulaştı. Serdar’ın emriyle o gün şafakla Poskhov’a giren Ardahan Sancakbeyi Abdurrahman,Vale kalasınıda savaşsız fethetti

         9 Ağustos 1578 sabahı hududu geçip Şeytan Kalesi’ni de topla alan Osmanlı Ordusu ilerlerken, geceden pusuya yatmış kalabalık İran ordusuyla Çıldır gölünün kuzeyindeki düzlükte kanlı bir savaşa girdi. Muharebeyi Osmanlı ordusu kazandı. Çıldır meydan muharebesi 1514 Çaldıran Savaşından beri İran’la Yapılan ikinci muharebe idi. Aynı gün Abdurrahman beyin Ardahan Sancağındaki askerleri Ahıska, Tümük, Hırtıs ve Ahılkelek kalelerini işgal etti; Çıldır Akçakale’si de alındı. Lala Mustafa Paşa itaat edip Müslüman olan İmed Hatun’un oğluna kendini hatırlasın diye Mustafa adını verdi. Anadilleri temiz Türkçe olan Atabekler Ülkesi halkı Müslüman oldu. Bundan sonra kurulup gelişen Ahıska ve Ardahan medreselerinden birçok şairler, bilginler, paşalar yetişti. Çıldır Eyaleti 1647’de Evliya Çelebinin tanık olarak belirttiği gibi, Anadolu’nun İran hududunda erler yatağı olarak serhadlık etti. Bu durum 1828 deki Rus istilasına kadar sürdü.

OSMANLI DÖNEMİ

         Ardahan ve çevresi kesin olarak 1573 tarihinden itibaren Osmanlı topraklarına tamamen katılmıştır. 1552 tarihli Terakki Defterinde Ardahan’ı ilk defa Sancak olarak görüyoruz. 1554 tarihinde ise Ardahan Sancak beyi olarak Mehmed beyin adı zikredilmektedir. Bu durumda Ardahan Sancağının ilk sancak beyi olarak Mehmed beyi kabul etmek durumundayız. Hicri 963 Miladi 1 Aralık 1555’te Mehmed bey Hınıs sancağına tayin edilmiştir, ne var ki yerine Ardahan’a kimin atandığı belli değildir. 1558 tarihli terakki defterlerine göre 1558 yılında Ardahan’a Ardanuç sancakbeyi Kara Mehmed Bey’in tayin olunduğunu tespit ediyoruz. Bu kayıtlardan ve daha sonra yapılan atamalardan anlaşılacağı gibi Ardahan Sancağı, Ocaklık sancaklık olamayıp, normal sancaklar statüsündeydi.

         Ardahan’ın sancak olmasını müteakip tahrir edildiği anlaşılıyor. Nitekim Başbakanlık arşivindeki 313 numaralı tapu defterinde, Ardahan Sancağının Erzurum zaimlerinden Ömer tarafından Tecdid-i Kitabet edildiğini ve bu sancağın dirliklerinin 1557’den itibaren Defter-i cedidi-i hakaniye (Yeni defter) kaydedildiğini ve sahiplerinin ellerine tezkere (İşletme ve işleme Ruhsatnamesi/ Bir nevi Tapu) verildiğini tespit ediyoruz.

         Sancağın dirliklerinin tespit edildiği bu defterde ayrı birer sancak olan Kemhıs ve Peneskird’in de Ardahan’a bağlandığını görüyoruz.

         Ardahan Sancağında  1574 yılında ikinci bir tahririn (Arazi düzenlenmesi) yapıldığını görüyoruz.

         1575 tarihinden itibaren Ardahan Sancağının Ardahan-ı Büzürk yani Büyük Ardahan adını aldığını görmekteyiz. Ardahan kalesinin 1559’dan itibaren inşa edilmeye başlandığını ve kalenin tam olarak 1578 yılında bugünkü şekline kavuştuğunu görmekteyiz. Ardahan Kalesinin batıdaki büyük kapısında bulunan 65x71 cm’lik sert kızıl taş üzerine kabartma nesih yazı ile üç satırlık kitabede Kanuni Sultan Süleyman’ın Saltanatının son zamanlarında konulmuştur. Kitabenin aslı şöyledir.

BUNİYE Bİ-EMRİ ES SULTAN’ÜL AZAM MEVLA MÜLAKÜ’L ARAP,VE’R-RAM VE’L ACEM, SAHİBÜ’L-BERR VE’L-BAHR ES-SULTAN SÜLEYMAN İBN-İ SELİM HAN HALLAD-ALLAHU MİLKEHU Fİ ŞEHR-İ ŞEVVAL 963.”

( Arap, Anadolu ve Acem Meliklerinin bağlı bulunduğu karalar ve denizlerin sahibi Selim Han oğlu Büyük Sultan Süleyman’ın emri ile yapıldı. Allah onun ülkesini ebedi kılsın. Ağustos 1566)

         Ardahan Kalesi Kanuni Sultan Süleyman devrinde mükemmel bir şekilde hizmete sokulmuş, kapısına da yukarıda belirtilen Arapça Kitabe konmuştu. Devrin önemli devlet adamlarından Ayas Paşa, kale içinde Ulu Camii/Cami-i Kebir inşa ettirmişti. Zamanla haraplaşmaya başlayan caminin tamiri için 1699 yılında Ardahan kadısına şu hüküm yazılmıştır.

         “Ardahan Kadısına hüküm ki

Ardahan kal’ası ahalisi gelüb, kale-i mezbare dahilinde de müteveffa Ayas Paşa’nın bina eylediği Cami-i Kebirin üç zira miktar-ı hin-i tamirde kargir bina olmayup, mürar-ı eyyam ile kesret-i emtardan mündehim olup meremete muhtac olmakla, taraf-ı şerr’den üzerine varılub şerr’ile keşfolundukça, ancak 50 kuruş ile tamir olunur, deyu tahmin ile şerr’ile keşif ve hüccet olunup, vakfın müsaadesi olmakla, şerr’ile tamir olunmak için yazılmıştır.” Nisan 1699

         Hükümden anlaşıldığına göre Ulu Camii ayrıca Ayas Paşa’nın ayırdığı vakıflara sahipti.

XVIII YÜZYILDA ARDAHAN/ÇILDIR EYALETİ

         Osmanlı yazarlarından Hezarfen Hüseyin Efendinin verdiği bilgilere göre Ardahan bir ara Kars Eyaletinde, sonrada Çıldır’da ki taksimat içerisinde yer almaktadır.Onun yazdığına göre Kars Eyaletine bağlı Livalar şunlardır.

         Liva-ı Kars

         Liva-ı Zaruşat

         Liva-ı Keçivan

         Liva-ı Hoçuvan

         Liva-ı Ardahan-ı küçük (Göle) dir.

Hezarfen Hüseyin Efendi Eyalet-i Çıldır ve Ardahan hakkında şu bilgileri yazmaktadır.

         “Liva-yı Ardahan-ı Büzürk; Hass mir-i liva, ber vech-i yurdluk ve ocaklık, dörtyüzaltmışiiki bin akçadır. Zeamet dokuz, timar yüzseksenaltı.

         Evliya Çelebide Erzurum’da gümrük görevlisi iken Ardahan ve dolaylarını görmüş ve gezi notlarında yöreye ait bilgiler vermiştir. Kara Ardahan, Göle ve Kazan hakkında şunları kaydetmektedir. “Kara Ardahan kalesi Selim Han-ı evvel fethidir. Çıldır Eyaleti’de Sancak Beyi tahtıdır. Beyinin hassı 200.000 akçedir: Sancağında 8 timar, seksenyedi zeamet vardır. Alabeyisi, Çeribaşısı, dizdarı ve ikiyüz kalfa neferatı vardır.

Beyin atlılar ile 1000 kadar askeri olur. 150 akçalık paye ile şerif kazadır. Nakibul Eşrafı yoktur. Müftisi Ahıskadadır. Kalesi yalçın bir kaya üzerinde kaya şeklinde Şeddadi bir kaledir. Bir taraftan havalesi yoktur. Yetmişiki kulesi, üç kapısı vardır. Ardahan çevresinde olan kaleler; Vale, Gümek,  Acaris, Kinzo, Kazan kalesi. Bu kalelerin hepsi Lala Paşa fethidir. Mektepleri,  çarşıları ve hanları vardır. Su ve havası soğuktur. Bağ ve Bahçeleri görünmez. Meyve ve sebzesi Tortum ve Acaradan gelmektedir. Ardahan ahalisi mümin sünnet ehli ve garip dostu insanlardır. Ekserisi tarımla uğraşmaktadır. Dağlarında güzel meyvesi olur. Bu kale Erzurum’un kuzeyinde beş konaklık yerdedir. Ardahan Kars’a da bir konaktır.”

         Evliya Çelebi Ardahan’dan sonra Küçük Ardahan’ın merkezi Göle’ye dair de şunları anlatmaktadır. “Buradan yine batıya taşlık yerlerden geçerek, Göle kalesine geldik. Ahıska toprağında Gürcistan Beylerinden Levend Han binasıdır. Tahrir, Selim Han üzre Çıldır Eyaletinde sancak beyi tahtıdır. Beyinin hass-ı Hümayunu, kanun üzre 300.000 akçadır. Alaybeyi, Çeribaşısı kale dizdarı ve askerleri vardır. Kale Selim Han fethi olup, yalçın bir kaya üzerindedir. 150 akçalık kazadır. Camii ve hanı, hamamı vardır.

         Ardahan, Kars, Ahıska ve Çıldır gibi merkezler yine bu asrın sonunda merkezden atamalar yoluyla idare edilmiştir. Bazen ocaklık ve yurtluk sahibi ve ahalinin “Atabey” diye isimlendirdiği kimseler de yönetimde yer almışlardır. Bunlar XVIII. yüzyılda bir ekol teşkil etmişler ve sosyal hayata damgalarını vurmuşlardır.

1702-1703’DE ÇILDIR EYALETİ

         Osmanlı Devlet adamlarından Halil Paşa 1702’de Erzurum Beylerbeyliğine atandı. Bu dönem Osmanlı devlet adamlarından Defterdar Sarı Mehmet Paşanın da layihasında belirttiği gibi Büyük ve Küçük Ardahan’ında içerisinde bulunduğu civardaki tüm sancaklar Çıldır Eyaleti içerisinde toplanarak Halil Paşaya bağlandı.

         1694 ile 1732 tarihleri arasında Çıldır Eyaletine bağlı Sancak sayısı 14’tür. Defterdar Sarı Mehmed Paşanın “Zübde-i Vekaiyat” isimli eserinde yazdığına göre bu 14 sancak içerisinde Ardahan şu kısımlardan oluşmaktaydı:

1-     Nahiye-i Hoçuvan der Liva-ı Ardahan-ı küçük

2-     Nahiye-i Şimal der Liva-ı Poshev

3-     Nahiye-i Mişe der Liva-ı Ardahan-ı Büzürg

4-     Nahiye-i Gönye der Liva-ı Poskhev

5-     Karye-i Hamaş der Liva-ı Ardahan-ı Büzürg

6-     Nahiye-i Germücük der Liva-ı Ardahan-ı küçük

7-     Karye-i Çardak der Liva-ı Ardahan-ı Küçük

Bu Örnekler ile XVIII. yüzyıl başlarında Ardahan ve çevresi hakkında özellikle yerleşim yerleri açısından fikir edinebilmemiz mümkün olabilmektedir. 1694 ile 1732 yılları arasında bu yerlerde isimleri geçen kişilerden bazıları şöyledir:

         Süleyman, Mehmed, Ahmed, Mustafa Veled-i Mehmed, İsmail, Osman Mirza, Abdal, Mehmed, Mahmud, Resul, Hızır, Abdülbaki Veled-i Derviş, Ali Mirza, idris, Abdurrahman, İdris Veled-i Süleyman.

         Bu defterde, diğerlerinde görüldüğü gibi Ocaklık,Yurtluk ve çiftlik olarak verilen araziler de mevcuttur.Gelir ise 22.000 akçe ile sınırlı kalmaktadır.

ARDAHAN VE ÇILDIR 1722-1732

         XVIII. yüzyıl başlarında Ardahan, “Ardahan-ı Büzürg” yani Büyük Ardahan olarak belgelerde geçmekte ve Çıldır dahilinde gösterilmektedir. Sancak Beyi Yahya’nın ölümü üzerinde bu sancak idaresinde kısa dönemli bir problem çıktı.Yahya’nın babası Süleyman idareden vazgeçmesine rağmen daha sonra bir ariza gönderdi. Altı ay müddetle Ardahan’ın idaresini elinde tuttu. İstanbul onun bu hareketinden memnun olmadı ve Erzurum Beylerbeyliğine bir Emirname gönderilerek duruma müdahale edilmesi istendi. Bunun üzerine Yahya’nın oğlu Hafız İbrahim Babasının haklarına sahip olarak Sancak Beyliğine getirildi.

         1791 yılında Çıldır Beylerbeyi Süleyman Paşanın aniden ölümü üzerine yerine İshak Paşa getirildi. Çıldır Beylerbeyliğine İshak Paşanın getirilmesi Ardahan da dahil olmak üzere Çıldır’a bağlı bulunan Sancaklar ve buralar ahalisinin hiç hoşuna gitmedi. İshak Paşanın tepki çekmesine neden olan en önemli olay askeri birliklerin içerisinde Hıristiyanları da kullanmak istemesidir. Tepkilerden bunalan İshak Paşa Ardahan Kalesine geldi ama kendisini istemeyen ahali tarafından şehre sokulmadı. Diğer Sancaklar da Ardahan örneğinde olduğu gibi birlikte hareket ederek İstanbul’a şikayet üzerine şikayet göndermeye başladılar. Neticede İshak Paşa görevden alınarak yerine Şerif Paşa atandı. Adı geçen bu İshak Paşa bugün Doğubayezid’de bulunan İshak Paşa sarayını yaptıran ve ona adını veren kişidir.

XIX YÜZYIL BAŞLARINDA ARDAHAN VE ÇILDIR OLAYLARI

         18 Aralık 1800 yılında Çar Paul’ün manifestosu ile Gürcistan resmen Rusya’ya katılmıştı. Böylece Ruslar İran ve Türkiye yani Osmanlılar ile komşu oldu. 1807’de Ruslar kalabalık bir orduyla sınırı geçip Ahıska’ya doğru ilerlemeye başladılar. 1807 ve 1810 sürecinde Ruslar Osmanlılara karşı bir takım başarılar kazandılar.

         1810 yılında Osmanlılar karşı bir hareketle Gürcistan üzerine yürüdüler. Bu haberi alan Rusların İtalyan asıllı generali Palucci Ahılkelek üzerine yürüdü ve buradaki Türk Kuvvetlerini bozguna uğrattı.

         1811 yılında bölgede Ruslar’a karşı Osmanlı-İran ittifakının gerçekleşmesi Rusların daha fazla ilerleyememelerine neden oldu.

         16 Mayıs 1812’de imzalanan Bükreş antlaşmasıyla Osmanlı devleti 1807’den itibaren Kafkaslarda kaybettiği topraklarına yeniden kavuştu.

         1816 yılında İsyan eden Acara’lı Ahmet meselesi devleti epeyce uğraştırdı. Ardahan ve Çıldır’da bulunan askeri kuvvetler Acara’lı Ahmed’in tedibi için epeyce uğraştılar.

 İLK RUS İSTİLASI (1828-1829)

         1829’da Ardahan, Kars, Ahıska ve Erzurum dolaylarında ön plana çıkan bir komutan vardır. Bu Salih Paşa’dır. Rus generali Paşkeviç Kaçar hanedanını mağlup edip Revan’ı (Erivan) aldıktan sonra buralara Ermeni göçü başladı. Bugünkü Büyük Ermenistan hayalinin kökleri Revan’ın düşmesinden sonra Ruslarca başlatılan İskan politikasına dayanmaktadır. Batıya doğru ilerleyen Paşkeviç Ahıskayı kuşattı. Kahramanca direnen Ahıska gıda ve iaşesinin bitmesi neticesinde Ruslar’a teslim oldu. 17 Ağustos 1828’de Ahıska’ya giren Ruslar şehri yerle bir ettiler ve halka akla gelmedik zulümler yaptılar.

         Kars’ı ele geçiren Ruslar bu sefer Ardahan’ı ele geçirmenin planlarını yapmaya başladılar. Zira Ardahan Erzurum’a giden yol üzerinde idi. Ordu Komutanının emri ile Ardahan üzerine yürüyen Genaral Murayev 22 Ağustos 1828’de şehri aldı. Böylece Ardahan ilk işgal acısıyla tanışmış oluyordu. Ardahan’ın düşmesinde muhtemelen Ahıska’nın düştüğü feci durum önemli rol oynamıştı. Rus dehşetinden korkan Ardahanlılar canlarını kurtarabilmek için nazlı yurtlarını terk etmek zorunda kalmışlar, Oltu-Narman üzerinden Erzurum’a bir sel gibi akmışlardı.

         1829’da Ardahan ve çevresinde savaşlar yeniden başladı. Acaralılar Nisan 1829’da Suskap/ Aşık Zülali köyü yakınında Ruslar’a yenildiler. Salih Paşa bunun üzerine Hakkı Paşa’yı Posof’a yolladı. Ardahan üzerinden Posof istikametinde giden Türk kuvvetleri yine Suskap cıvarında Ruslar’a yenildiler. Yalnızçam civarında bulunan 8.000 kişilik Osmanlı kuvveti de Ruslar karşısında tutunamayarak dağılmıştı. Ruslar artık Ahıska ile Yalnızçam arasındaki güvenliği tam olarak sağlamışlardı. Erzurum önündeki Ardahan-Posof savunma hattını kıran Ruslar 25 haziran 1829’da Erzurum’u ele geçirdiler.

         Ruslar 1829 sonbaharına doğru Ardahan ve Erzurum dahil olmak üzere bütün önemli merkezleri ele geçirmişlerdi. Bunun üzerine Osmanlı Devleti acilen barış istedi.

 EDİRNE ANTLAŞMASI (14 Eylül 1829)

         Edirne antlaşması bölgedeki savaşa fiili olarak son verdi. Çıldır, Ahıska, Ahlkelek savaş  tazminatı olarak Rusya’ya terk edildi. Buna karşılık Ardahan, Göle, Oltu, Poskhov, Şavşat, Livana Osmanlılara geri veriliyordu. Bu antlaşmadan sonra Ruslar, Ermenileri sınır gerisine çekmeye başladılar. Asıl amaçları Ardahan ve Kars karşısında tampon hudut teşkil etmekti.

         Edirne antlaşması Ardahan için yeni bir devrin başlamasına sebep olmuştu. Çünkü Ahıska ve Ahılkelek’in Rusların eline geçmesiyle Ardahan Osmanlı devletinin Kuzeydoğuda ki son Toprağı yani Serhat Şehri durumuna düşmüştü. Artık bu tarihten sonra Türk topraklarına gelecek ilk saldırıyı Ardahan göğüsleme durumunda olacaktı. Bu dönemi Ulemadan Ahmet Dursun Efendi Natıki mahlasıyla yazdığı şiirlerinde işlemektedir. Bu şiirlerin bulunduğu yazma bugün Beyazıd Devlet Kütüphanesi’nin Türkçe yazmalar bölümünde 1225 sayılı tasnifinde bulunmaktadır.

İKİNCİ RUS İSTİLASI 1855-1856

         Osmanlılar olası bir Rus tehlikesine karşı devrin en geçilmez savunma hatlarını Ardahan-Kars ve Erzurum hattında inşa etmeye başladılar. Çarlık ordusunun karargahı ise 1829 sözleşmesi ile Rusya’ya bırakılan Ahıska’da bulunuyordu. Ardahan’da ki Osmanlı Komutanı Ali Paşa idi. Karadeniz’deki Rus-Osmanlı mücadelesi Ardahan’ın bulunduğu bölge de yeni bir Osmanlı-Rus savaşının çıkmasına neden oldu. Sinop’ta Osmanlı Donanması Ruslarca yakılınca devlet Rusya’ya Savaş ilan etti. Özellikle bu sırada Avrupa basını bölgede ki Rus-Osmanlı çekişmesi ile yakından ilgileniyor, Ardahan ve etrafındaki durumu Rus kaynaklarına dayanarak okuyucularına ulaştırıyorlardı. Ardahan’da ki Osmanlı kuvvetleri tam bir teyakkuz halindeydiler.

         24 Mayıs 1855’te Genaral Murayev, sınır noktası Arpaçay’ı geçti. Çok kanlı çatışmalara sahne olacak Kars Kalesi kuşatıldı. Rusların bir kolu da Erzurum istikametine yöneldi. Hemen hemen bütün doğudaki harp hali Ardahan için endişe verici idi. Nitekim Kars’tan gönderilen ve Ahıska’dan gelen kuvvetlerle birleşen Ruslar Ardahan’ı ele geçirdiler. Osmanlı kuvvetleri zorunlu olarak Göle’ye oradan da Oltu’ya çekildiler. Ardahan yıllar sonra bir Ramazan ayının sonlarında Rus çarlık ordularının kahredici pençesine düştü(11 Haziran 1855). Osmanlı kaynaklarında bu dönemde Ardahan’ın el değiştirmesine ilişkin şu bilgiler verilmektedir:

Ardahan Garnizonu, ana kuvvetlerle irtibatın kesildiğini görünce, kaleyi terk etti. Ardahanlılar kendi başlarına kaldıklarını görünce 11 Haziran’da fazla kan dökülmesini engellemek için teslim olmaya karar verdiler. General Kovalevskiy bunu kabul etti. Kalenin eski bedenleri tahrip edildi. Askeri düzene ait ne varsa yıkıldı. Böylece Ardahan Rusların eline geçmiş oldu.”

         Osmanlı Rus savaşında Ardahanlılardan Hacı Hüseyin Paşa ve kardeşi Hasan Bey’in gösterdiği kahramanlıklar bölge ahalisi tarafından takdirle karşılanmıştır.

         Birkaç gün sonra İstanbul’daki Takvim-i Vekayii gazetesi Ardahan’ın düşüşünü “çok acı bir haber” şeklinde okuyucularına duyurdu.

         Serasker Zarif Paşada hatıralarında Ardahan’ın düşüşünü “İstanbul Kapısız kaldı” şeklinde dile getirmektedir.

         Osmanlı orduları Çarlık orduları karşısında bir önceki savaşta olduğu gibi yine bütün cephelerde yenilince devlet acilen barış istedi ve taraflar Paris’te barış masasına oturdular.

PARİS BARIŞ ANTLAŞMASI 30 MART 1856

         İşgâl altındaki Ardahan’ın kaderi 1 yıl sonra Paris Antlaşması ile belirlendi. İngiltere’nin zorlaması ile Rusya Kars ve öteki Osmanlı arazisini boşaltacaktı. 30 Mart 1856’da yürürlüğe giren antlaşma ile Ruslar Kars ve Ardahan’ı boşalttılar.

         Ardahan, bu tarihten sonra tekrar Osmanlı idaresine geçti. 1877-1878 (93 Harbi) Savaşlarına kadar sükunet havasına kavuşmuş oldu.

ÜÇÜNCÜ RUS İSTİLASI 1877-1878

         XIX. yüzyılın son yarısında korunma yapılarından kaleler önemini kaybetmeye başladı. Artık yerleşim merkezleri ve önemli merkezler tabya denilen yapılarla korunmaya başlandı.

         Osmanlı Devletinde de boğazlar ve sınırlarda bu tür yapılara ihtiyaç duyuldu. Batum, Erzurum, Kars ve Ardahan’da Tabya denilen tahkimli yapılar kuruldu.

         Ardahan’daki tabyaların sayısı Kars ve Erzurum’dakinden azdı. En stratejik noktalara para ve insan gücü seferber edilerek büyük tabyalar yapıldı. Ardahan civarına yapılan tabyaların hepsi Ardahan kalesinin güney, doğu ve kuzey istikametinde olup, şehre ve Kür düzlüğüne hakim idi. İnşa edilen bu tabyaların isimleri şöyle idi. Ramazan, Emiroğlu, Senger, Kaz, Kaya tabyaları.

         Rus komutanı Devel 27 Nisan 1877’de Çıldır’ın merkezi Zurzuna’yı ele geçirdi. Oradan Ardahan’a doğru ilerledi.Bu esnada Posof’ta bir başka Rus kolu tarafından ele geçirilmişti. Genel hücum 16 mayıs 1877’de başlatıldı. Osmanlı ordusunun mukavemeti yetersiz kalınca Ruslar Ardahan’a doğru ilerlemeye başladılar. Gölebert Tepesini de geçen Rus ordusu Ardahan kalesini yakından muhasaraya aldı. Ardahan komutanı Hüseyin Sabri Paşa Gölebert Tepesinin kaybedilmesinden sonra 16 Mayıs’ı 17 Mayıs’a bağlayan gece beklenmedik bir kararla Ardahan’ı boşalttı. Kalede kalan Mehmet Bey Ruslara direnme kararında idi. Fakat Ermeniler yine hıyanetlerini göstererek Kumandanın askerlerin çoğu ile şehri boşalttığını Ruslara haber verdiler. Az sayıdaki Türk askerinin direnişi fayda vermedi. Ruslar Ardahan’a girdiler 17 Mayıs 1877. Ardahan’ın yönetimi Albay Komarov’a bırakıldı. Böylece Ardahan’da 40 yıl sürecek olan esaret ve hasret dönemi başlamış oluyordu.

         Ardahan’ın düşmesinin sorumlusu olarak gösterilen Hüseyin Sabri Paşa Divan-ı Harp’te yargılandı ve suçlu görülerek sürgüne gönderildi.

İŞGALDEN SONRA BARIŞ (Mart,Haziran,Temmuz 1878)

         93 Harbi sonucunda Kars ve Erzurum Rus pençesine düştü, Ardahan ise istila edildi. 3 Mart 1878’de İstanbul’un banliyösü durumundaki Yeşilköy’de Ayestefanos’ta Osmanlı ve Rus tarafları bir araya gelerek Yeşilköy antlaşmasını imzaladılar. Buna göre Kars, Ardahan, Batum ve Eleşkirt savaş tazminatı olarak Rusya’ya bırakılıyordu. Böylece kara günler ve vatan hasreti başlamış oluyordu. Dönemin Ardahanlı ozanlarından birisi anonim bir halk deyişinde Ardahan’ın düşüşü ile yaşanan acıyı ve kaybı şöyle dile getirmektedir:

         Ardahan can idi gitti,

         Lisanı Türk idi gitti,

         Sultan Hamid’e haber verin,

         İstanbul’un kilidi gitti.

Gerçektende binlerce yıllık Türk diyarı Serhat Ardahan’ın düşüşü bütün Türk kamuoyunda büyük infial uyandırmıştı.

         Ardahan’ı topraklarına katan Ruslar şehri bir vali aracılığıyla yönetmeye başladılar. Bu tarihten sonra Kurtuluşa kadar Ardahan Tarihinde kayda geçilen hadiseler ve iz bırakan olaylar bir takım kuraklık ve kıtlık olaylarıdır. Örneğin 1895 yılında Meşe Ardahan tarafında vuku bulan bir dolu hadisesi halkı önemli ölçüde maddi ve manevi zarara uğratmıştır. Hanaklı Gümrük memuru Dursun Mete bu olayı destan şeklinde tespit etmiştir.

         1907 yılında Yurt çapında meydana gelen bir kuraklık Ardahan’da da hissedilmiş, yemsizlikten bütün hayvanlar telef olmuş, “1907 Saman Destanı” böyle bir zamanda söylenmiştir.

         1908 yılında meydana gelen bir hayvan hastalığı salgını çok sayıda hayvanın telef olmasına sebep olmuş zaten ekonomik açıdan fakir olan bölge halkı için hayatı daha da zorlaştırmıştır.

         1878 Ardahan’ın Rusların eline geçmesinden sonra haritalar düzenlendi ve Kars-Ardahan Çar’ın toprakları arasında gösterilmeye başlandı. 1912 yılında Osmanlı ve Rus temsilcileri bir araya gelerek kesin sınırları bir daha tespit ettiler.1912 sınırlarından sonra karakol noktaları bir daha belirlendi. Artık Kars ve Ardahan gibi yerlerden Erzurum’a gidilmesi için pasaport alınması gerekiyordu.

 

I.DÜNYA SAVAŞI VE SONRASINDA ARDAHAN

         I. Dünya savaşına Osmanlı Devletinin katılmasından sonra Harbiye Nazırı Enver Paşa Kafkaslara doğru büyük bir harekat başlattı. Amaç Kafkaslarda kaybedilen toprakların alınması idi. Sarıkamış harekatının başladığı günlerde Alman subayı Stange’nin kontrolündeki milis güçler Artvin, Ardahan ve Tiflis’i ele geçirmek için ileri harekata geçtiler. 25 Aralık 1914’te Artvin üzerinden Yalnızçam geçidini geçen Türk ordusu 29 Aralık günü Ardahan’a girdi.

         Ardahan’ın kendileri açısından öneminin farkında olan Ruslar 3 Ocak günü hücuma geçti. Ardahan da bulunan Türk milis kuvvetleri daha fazla dayanamayacaklarını anlayınca şehri boşaltmak zorunda kaldılar. Böylece Ardahan’ın hürriyet sevinci bir hafta sürmüş oldu. Durumu daha iyi anlayan Ruslar Ardahan’daki kuvvetlerini üç kat arttırdılar.

         Osmanlı ordusunun Sarıkamış’tan harekete geçtiği haberi Ardahan’da yeni bir sevinç dalgasının ortaya çıkmasına neden oldu. Harekat Allahuekber dağlarının Sarıkamış cihetinden başlamıştı. Dağların Kuzey yönü ise Ardahan ve Göle yaylasına bakıyordu. Harekatın başarılı olması durumunda Ardahan kurtarılacaktı. 14 Ocak 1915 gecesi Osmanlı ordusu harekata başladı. Tarihe Sarıkamış faciası olarak geçen bu harekat esnasında Osmanlı Ordusunun büyük bir bölümü soğuk ve açlıktan telef oldu. Harekat başarısızlıkla sonuçlanınca harekatın ikinci ayağını oluşturan Göle-Merdinik ve Ardahan hattı iptal edildi. Enver paşa Harekatı durdurarak İstanbul’a döndü.

         Ardahan’ın bir haftalığına Türklerin eline geçişi bütün Türkiye’de çok büyük sevinç yaratmıştır. İstanbul gazeteleri olayı hemen okurlarına duyurmuş İstanbul ve İzmir’den Ardahan’a kutlama telgrafları yağmıştır. Ayrıca güneyden Antep, Maraş, Urfa ve Mardin’den de Ardahan’a kutlama mesajları gönderilmiştir.

         Ardahan’a I.Dünya Savaşı sırasında ki kıtlık ve felaket günlerinde kardeş ellerden yardımlar yapılmıştır. “Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi” Ardahan ve İlçelerinde birer şube açmış, çok sayıda yetime el atmıştır. Yine Azerbaycan’da Yardım aracılığıyla faaliyet gösteren “Kardaş Kömeği”de Ardahanlı fakir ve hastalara çok büyük yardımlar yapmışlardır.

         Bu dönemin Ardahan açısından dikkat çekici en önemli özelliği bölgeyle ilgisi olmayan Ermenilerin Rus işgali sırasında bölgeye yerleşme ve etnik temizlik yapma faaliyetleridir. Ruslar sürekli olarak Ermenilerin Ardahan ve Kars taraflarına yerleşmelerini teşvik ettiler. 1855’te yürürlülüğe giren Rus arazi Nizamnamesi hayata geçirildi. Toprak mülkiyeti kaldırıldı, arazi devletin malı oldu. Bundan amaçlanan şey burada Türk ve Müslüman nüfusun hukuki dayanaklarını koparmaktı. Her türlü dini eğitim engellendi. Türk nüfus zorunlu olarak çalışmaya zorlandı. Amele sıfatıyla çalıştırılan Ardahanlıların ücretleri ya ödenilmedi yada hukuka aykırı gerekçelerle önemli ölçüde azaltıldı. Ardahan Türklerinin bu kara günlerde tek dostu Bakülü Kömekciler idi.

BREST-LİTOVSK ANTLAŞMASI VE ARDAHAN’DA YENİ DÖNEM

         1917’de Rusya’da Bolşevik’ler ihtilal yaptılar. Çarlık rejimi yıkıldı. Yeni hükümet kayıtsız ve şartsız savaştan çekildiğini ilan etti. Rusya Hükümeti 3 mart 1918’de Osmanlı Devletiyle barış yaptı. Müzakereler sırasında, Berlin Büyükelçisi İbrahim Hakkı Paşa, çok mükemmel bir konuşma yaparak, Elviye-i Selase yani Kars-Ardahan ve Batum meselesini gündeme getirdi. Hakkı Paşa Kars-Ardahan Ve Batum’un Türk yurdu olduğunu vurgulamış, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında bir kısmının savaş tazminatı olarak Çarlık Rusyası’na terk edilmek zorunda kalındığını söylemiştir. Rusya Delegasyonu’ndan Sokolnikov, öneriye karşı çıkmışsa da bölge halkının kendi geleceklerini belirleme fikrine ses çıkarmamışlardır.

         Sovyet heyeti üyesi L.M. Karahan Brest-Litovsk’tan 4 mart 1918’de çektiği telgrafında Kars-Ardahan ve Batum’un Türkiye’ye bırakıldığını yazıyordu. Yalnız Elviye-İ Selase’den çekilme planının uygulanması gerekiyordu. Trabzon konferansı bu konudaki çalışmalarını devam ettirdi.

I.Dünya savaşı esnasında Rusların kontrolünde bölgede etnik temizliğe girişen Ermeniler Anadolu’daki ilk büyük kıyımlarını Ardahan ve çevresinde yaptılar. Çıldır, Göle, Hanak ve Ardahan köylerinde giriştikleri katliamlar da 150 Türk köyünü yağma ve talan ile yerle bir ettiler. Çoğu kadın ve çocuk yaklaşık 20.000 Türkü katlettiler. Aşağıda kısa bir bölümü aktarılan ağıtlar 1915 Ardahan kırgınını anlatmaktadır.

 

         Binüçyüzotuzda Kasım ayında

         Karakış içinde koptu velvele

          Ümmet-i Muhammet hep giydi kara

         Al kana boyandı düzün Ardahan

Brest-Litovsk antlaşması ile Ardahan’ın düşman işgalinden kurtuluşu İstanbul’da büyük sevinçle karşılandı.

         Brest-Litovsk barışıyla ortaya çıkan Ardahan ve Kars’ın kurtuluş sevinci fazla uzun sürmedi. Birinci Dünya Savaşında Osmanlı İmparatorluğunun müttefikleri yenilip savaş dışı kalınca, Osmanlı Devleti’de çok ağır hükümler taşıyan Mondros Ateşkes antlaşmasının imzalamak zorunda kaldı. Mondros mütarekesine göre Osmanlı Devleti Elviye-i Selase’yi boşaltmak zorunda idi. Büyük devletlerin gizli maksadı bölgede kendi himayelerinde bir Ermenistan devleti kurmaktı. I.Dünya Savaşı sonrası popüler olan Wilson İlkeleri Prensipleri’ne göre her millet yaşadığı yerde Self-Determinizasyon hakkına sahipti.Yani nüfus olarak çoğunlukta oldukları yerlerde kendi kaderlerini tayin hakkına sahiptiler. Büyük Devletlerin himayesinde olan Ermeniler bölgede aleyhlerine olan nüfus dengesini lehlerine çevirebilmek amacı ile katliamlara yani bir etnik temizlik harekatına giriştiler. Ayrıca Gürcülerin de Ardahan üzerinde talepleri vardı. Ermeniler Kars dahil bütün Güney Kafkasya’nın tarihi olarak Ermenistan hudutları içerisinde olduğunu iddia ediyorlardı.

         Gürcüler 28 Nisan’da Ardahan’a doğru hücuma geçtiler. Göle’ye kadar ilerleyen Gürcüler bu sırada Ardahan’da konuşlanmış bulunan Milli kuvvetler tarafından püskürtüldüler. Aynı anda harekete geçen eli kanlı Ermeni çeteleri yörede binlerce silahsız ve savunmasız Türkü katlettiler.

KARS MİLLİ İSLAM ŞURASI VE CENUB-U GARBİ KAFKAS HÜKÜMETİ

         “Şura” kelimesi Osmanlı Dünyasına yeniliklerden sonra girmiş bir kelimedir. Konuşmak ve karar vermek için toplanma anlamına gelmektedir. Mütareke sonrası Osmanlı devletinin bölgede varlığı sona erdiğinden büyük devletlerin himayesinde Ermenistan’a bölgeyi dahil etme çabaları başladı. Bölgede ezici bir çoğunluğa sahip olan Türk-Müslüman halk Wilson ilkeleri doğrultusunda oluşacak fiili bir durumu engellemek amacıyla Kars, Batum, Ardahan, Oltu ve Doğubayezid’i içerisine alacak olan bağımsız bir Türk Devleti kurma çabalarının içerisine girdiler. İşte Kars Milli İslam Şurası, Oltu İslam Şurası ile I. ve II. Ardahan kongreleri bu sürecin çok önemli parçalarıdır. Mütareke sonrası Kars’taki aydınlar bir araya gelerek Kars Milli İslam Şurasını teşkil ettiler. 5 Kasım  1971 ile 19 Nisan 1919 yılları arasında çalışmalarını sürdüren bu yerel hükümet kısa da olsa milli varlığımızın ortaya konması açısından önemlidir. İngilizlerin destekleyeceği bir Ermeni devletini oluşturacak gelişmelerin önüne geçmek isteyen Kars ve Ardahanlı aydınlarca 5 kasım 1918’de “Kars Milli İslam Şurası Merkez-i Umumisi” teşekkül ettirildi. Daha sonra çalışmalarını hızlandıran şura 18 ocak 1919’da “Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti Muvakkate-i Milliyesi” adını aldı. 19 Nisan’da İngilizler tarafından bu hükümete son verilerek kurucuları ve ileri gelenleri Malta’ya sürgüne yollandı.

         Kars’ta olduğu gibi Ardahan’da da Milli Kuruluşlar göze çarpmaktadır. “Ardahan Milli İslam Şurası” bir avuç vatansever aydının gayretleriyle kurulmuş ve Kars ile aynı paralelde hareket etmiştir. Kars’ın faaliyetlerine İngilizlerce son verilmesi üzerine Gürcülerde harekete geçerek, Ardahan Milli İslam Şurasını 26 Nisan 1919’da askeri yöntemlerle dağıttılar.

ARDAHAN KONGRELERİ

         Kongre kelimesi batı kökenlidir. “Toplantı” anlamına gelmektedir. 1918 Mondros Mütarekesinden sonra İstanbul ve vatanın birçok yerinde “hukuku” korumak amacıyla sık sık milli toplantılar yapılmıştır. 5 kasım 1918’de Kars’ta İslam şurası meydana getirilmiş ve 14 Kasım 1918’de bir kongre toplanmıştı. Bunu Ahıska,  Ahılkelek ve Ardahan kongreleri izledi. Ahıska ve Ahılkelek’in Gürcülerce işgalinden sonra Milli Kongre Japonya’ya başvurarak tanınmak istedi. Batum’un İngilizlerce işgalinden sonra I. Ardahan kongresi çalışmaları başladı. Böylece Türkiye’de ki kongreler edebiyatında Ardahan’da öncelikli yerini almış oldu. Ardahan kongreleri daha sonra yapılacak olan Erzurum ve özellikle Sivas Kongresine önemli bir örnek teşkil etmiştir. Kurtuluşa,  bağımsızlığa ve Cumhuriyete giden yolun temelini atmıştır.

         I. Ardahan Kongresi 3-5 ocak 1919’da toplanmıştır. Başkanlığını III. Tümen komutanı Halit (Karsıalan) Bey yapmıştır. Halit Bey; Enver Paşa komutasındaki I.Kafkas ordusun’da bulunmuş değerli bir komutandı. Kongredeki diğer üyeler ise şunlardı: Cafer (Erçıkan) Bey, Dr.Hakkı Cenap, Dr.Fuat Sabit, Dr. Abidin (Ağacıkolu), Filibeli Hilmi, Arif Bey, Rasim (Acar), Cafer Bey ( Bu zat aslen Erzurumlu olup eski Teşkilat-ı Mahsusa ajanlarından idi ve Ebulhindili Cafer diye tanınırdı. Özellikle Ermenilerin korkulu rüyası idi.)

         Dr. Fuat Sabit, İttihatçıların Erzurum’daki kilit isimlerindendi. Arif bey Orduda Baytarlıkta bulunmuş bir yarbaydı. Ardahan kaymakamı Rasim (Acar) Bey ise yörede köklü bir aile olan Hamşioğullarına mensuptu.

         Kongre Rasim Bey’in konağında toplandı. Bu konak bugün Ardahan İl Sağlık Müdürlüğü olarak hizmet vermektedir.

         Kongreye katılan üyeler tecrübeli kimselerdi. Ardahan ve çevresinde olabilecek oldu bittilere karşı kesinlikle direnme kararında olan kimselerdi. I. Ardahan Kongresi 3-5 Aralık 1919 günleri arasında devam etti ve Kongrede şu önemli karalar alındı:

 

1.     Mondros’ta dikte ettirilen kararlara uyulmamalıdır.

2.     Eldeki silahlar teslim edilmeyecektir. Hatta yeni bir mücadele için her çare denenerek yeniden silahlanmaya gidilecektir.

3.     Ahıska ve Elviye-i Selase (Kars, Ardahan, Batum) düşman işgalinden yeni kurtulmuştur. Buralar hiçbir şekilde terk edilmemelidir. Anavatan için boğazlar son derece elzemdir. Limanlar ve demiryolları düşman kontrolüne bırakılmamalıdır. Zafere ulaşıncaya kadar yılgınlık gösterilmemelidir. Herkesin uyum içerisinde çalışması gerekmektedir.

4.     Vakit kaybetmeden Milli Şura Hükümeti ile temas kurulmalıdır. Bu bölgelerden gelecek temsilciler ile II. Ardahan Kongresi toplanmalıdır.

Ardahan bir süre sonra I. Kongrede alınan karar gereği II. Kongreye ev sahipliği yapmaya hazırlanmaya başladı. 7-9 Ocak 1919’da daha geniş bir katılımla II. Ardahan Kongresi toplandı. İlk Kongreye katılanların yanında Ahıska, Çıldır, Oltu, Kars, Ahılkelek, Kağızman ile Şüregel’den gelen davetli delegeler, bu tarih öncesinde hazır bulundular. Kongrenin reisi yine Halit Beydir. II. Ardahan Kongresine katılan birçok önemli davetlinin başında Şura Hükümeti Cumhurbaşkanı Cihangirzade İbrahim Bey Gelmektedir.

         II.Ardahan Kongresi çalışmaları ilkine göre daha kapsamlı idi. İngiliz ve Ermeni tehdidinin başlamak üzere olduğu bir sırada doğuda başka bir deyişle Elviye-i Selase’de çıkan en cesur ses olma özelliğine sahiptir. Bu Kongrede alınan karalar ise şunlardır:

1.     Güneybatı Geçici Milli Kafkas Hükümeti kurulmalıdır. Bunun için Milli Şura temsilcilerinin seçip göndereceği delegelerle Kars’ta Büyük Kongre toplanması sağlanmalıdır.

2.     İngilizler Mütareke hükümleri içerisine alınmıştır. Ordudaki silahlar halka dağıtılmalıdır. Gürcü ve Ermeniler asla memleket içerisine sokulmamalıdır. Trabzon’da İstikbal ve İkbal, Batum’da Saday-ı Millet ve Erzurum’da Albayrak gibi Milli yayınlar çıkarılmalıdır.

3.     Eldeki silahlar kesinlikle teslim edilmeyecek, III.Tümen 1914 sınırları gerisine çekilecek, Güneybatı Kafkasya Hükümetine her türlü önderlik Halit Bey tarafından yapılacaktır.

 

I ve II. Ardahan Kongreleri, Doğu Anadolu Kongreler grubu içerisinde yer almaktadır. Burada ve sonra Kars’ta ki toplantı son derece önemlidir. Bir Müddet sonrada Erzurum’da önce vilayet ve sonrada Mustafa Kemal Paşa’nın katıldığı büyük kongre toplanacaktır. Böylece, Ardahan’da başlatılan Hukuk savaşı bütün doğuyu içine alacaktır.

Gürcüler yukarıda da belirtildiği gibi Ardahan istikametinde ilerleyerek 20 Nisan 1919’da Ardahan’ı işgal ettiler. Kongre sonrasında oluşan Şurayı da dağıttılar. Ayrıca Gürcüler Ardahan civarındaki Seyduran ve Dikran köyleriyle, Göle’deki Arpaşen köyünü tahrip ettiler. Ardahan ve havalisinde 1000 kadar insanı katlettiler.

Bu olaylar olduğu sırada İngilizler Kars’a girerek 13 Nisan 1919’da Milli Şura Hükümetine son verdiler.

Yöre halkı Ermeni ve Gürcülerin arasında kalmıştı. 

KURTULUŞ VE ŞANLI BAYRAĞIMIZA KAVUŞMA

 23 ŞUBAT 1923

Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa’ya bağlı Doğu ordusu 30 Ekim 1920’de Kars’a girdi. TBMM. 22 şubatta yaptığı toplantıda Artvin ve Ardahan’ın derhal işgal edilmesi karalaştırıldı. Hariciye vekaleti bir nota hazırlayarak ertesi gün Gürcistan Elçiliği’ne verdi. Notada Ardahan’ın Kayıtsız ve şartsız TBMM Hükümeti’ne bırakılması isteniyordu. Gürcüler 23 Şubat’ta Ardahan’ı boşaltacaklarını taahhüt ettiler.

Ardahan uzun zamandan beri beklediği kurtuluş ve şanlı bayrağımıza kavuşma hülyasını 23 Şubat 1321 günü gerçekleştirdi.Gürcü birliklerinin şehri boşaltmasından sonra öğleden sonra Yüzbaşı Osman Bey’in komutasındaki Türk birlikleri şehre girdi. Halkın içten karşılaması, Allaha yapılan şükürler, kesilen kurbanlar çok güzel bir havayı aksettiriyordu. Ardahan’a Türk Bayrağı çekildi.TBMM Doğu Cephesi komutanı Kazım Karabekir Paşa’ya bir teşekkür telgrafı çekti. Fevzi Paşa’da Kazım Karabekir Paşa’ya çektiği telgraf’ta “Ardahan ve Artvin’i kurtaran Doğu Ordumuzun kahraman komutanlarını ve askerlerini tebrik ederim” diyordu.

24 Şubat 1921’de Ardahan Livası adına Celal Hamşioğlu, İsa, ileri gelenlerden Mehmet Ali  ve Karaman imzalarını taşıyan bir telgraf Kazım Paşa’ya teşekkür olarak gönderildi. Aynı mealde bir telgrafta TBMM’ne gönderildi.

Şark cephesi komutanı Kazım Karabekir Paşa 24-26 Ekim tarihleri arasında Ardahan’ı ziyaret etmiş beraberindeki heyete Ermeni ve Rusların burada yaptıkları kıyımları anlatmıştır.

 

ARDAHAN’IN MUTASARRIFLIK YAPILMASI 1921

Ardahan Anavatana katıldıktan sonra, 7 Temmuz 1921 tarih ve 133 sayılı kanunla vilayet ile kaza arasında bir yönetim olan Mutasarrıflık haline getirildi.

Eylül 1924’te Reis-i Cumhur Mustafa Kemal Paşa yanında eşi Latife Hanım olduğu halde Karadeniz gezisine çıkmıştı.Bu sırada merkez üssü Erzurum olan deprem felaketi nedeniyle gezisini keserek Erzurum’a geldi. 7 Ekim 1924 günü Kars’a gelen Mustafa Kemal Paşa olağanüstü karşılandı.Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa gezi programına Ardahan’ı da almıştı. Fakat tam bu sırada çıkan Musul-Kerkük hadiseleri Gazi’nin Programını tamamlamasına engel oldu. O sebeple Mustafa Kemal Paşa Başvekil İsmet Paşaya şu telgrafı göndermişti:

Başvekil İsmet Paşa Hazretlerine

Kars Vilayeti kazaları ve Ardahan Vilayeti, davet ve arz-ı tazimat için Kars’a hususi heyetler göndermişlerdi. Bütün serhat vilayetlerimizi görmeye, vaktin müsait olmadığına pek müteessirim” 06.10.1924 Salı, M.Kemal”

Çok fazla istemesine rağmen mühim yurt sorunları nedeniyle Gazi Paşanın Ardahan ziyareti böylece gerçekleşememiş oldu.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİN’DE 1926’YA KADAR ARDAHAN MİLLETVEKİLLERİ

Ardahan 1921’de Mutasarrıflık haline getirildiği için Kars gibi BMM’de Milletvekilleri ile temsil hakkına sahip oldu. İki yasama dönemi için şu Milletvekillerini seçmiş ve TBMM’ne göndermiştir:

         I. Dönemde Ardahan’ı temsil edenler; Hilmi Bey ve Osman Server Bey’dir. Hilmi Bey 1885 yılında Şavşat’ta doğdu. Filibeli Mustafa Efendi’nin oğludur. Harbiye’den mezun oldu. İttihat ve Terakki’de aktif bir rol üstlendi. Cumhuriyetin ilanından sonra, Atatürk’e karşı İttihatçılarca organize edilen gizli oluşumlarda rol aldı. 14 Haziran 1926 yılında Mustafa Kemal Paşa’ya karşı suikast tertibinde bulunmak suçundan tutuklandı. Ankara İstiklal Mahkemesinde suçu sabit görüldü. 26 Ağustos 1926’da Ankara’da idam edildi.

         I.Yasama döneminin ikinci milletvekili Osman Server Bey Atabeyler ailesindendir. 1886 Ahıska doğumludur. Yüksek tahsil için Avrupa’ya gitti. Almanya’da Mühendislik ve ziraat, İsviçre’de ise Hukuk eğitimi gördü. Milli İslam Şurası ve Güneybatı Kafkas Hükümetlerinin kuruluşlarında aktif roller aldı. 1921 seçimlerinde Ardahan’ı temsilen Ankara’ya gitme hakkı kazandı. 1923’den sonra mühendis olarak özel kurumlarda bulundu. Atabek soyadını aldı. 1962 yılında İzmir’de geçirdiği bir trafik kazasında vefat etti.

         1923’deki II. Dönemde Ardahan üç Milletvekili ile Meclis’te temsil edildi. Milletvekillerinin hepsi asker kökenli idiler. Bu milletvekilleri Halit, Talat ve Tahsin Beylerdir.

         Halit Paşa Kars ve Ardahan’ı kurtaran ordunun komutanı olan Halit Paşa’dır. Daha sonra Karsıalan soyadını almıştır. 1925’te vefat etti.

         Talat Bey 1922 yılında Ardahan Mutasarrıflığı’na tayin edilmiş ve ertesi yıl Ardahan’dan Milletvekili seçilmiştir. Sönmez soyadının alan Talat bey 1950’de vefat etmiştir.

         Tahsin Bey I. Dünya savaşında Rus istilasına kadar Erzurum Valiliği’nde bulundu. 1923 seçimlerinde Ardahan’dan Meclis’e girdi. Atatürk tarafından kendisine Uzer soyadı verilmiştir.

         Ardahan tekrar tasarruf nedeni ile ilçe haline sokulunca milletvekili olarak Melis’te temsil edilmesi sona erdi.

 1926’YA KADAR ARDAHAN VALİLERİ

         Ardahan’ın Vilayet statüsünde bulunduğu 1923-1926 yılları arsında görev yapan valiler ve görev süreleri şöyledir:

1.     Ali Rıza CEYLAN 1923-1925

2.     Mehmet Eşref SAYIT 1925-1926

3.     Mehmet Hurşit AKKAYA 1926

ARDAHAN’IN KAZA HALİNE GETİRİLİŞİ

         1926’ya kadar Vilayet statüsünde bulunan Ardahan 30 Mayıs 1926 tarih ve 877 sayılı kanun ile kaza haline dönüştürüldü. Bu karar 26 Haziran 1926 tarih ve 404 numaralı Resmi Ceride’de ilan edilmiştir. 877 numaralı kanun “Teşkilat-ı Mülkiye” kanunu adını taşımaktadır. Bu kanunun Ardahan’ı ilgilendiren 1 numaralı cetveli şöyledir.

İsimleri belirtilen 1 numaralı cetvelde yazılı olan Üsküdar, Beyoğlu, Ardahan, Çatalca, Gelibolu, Genç, Ergani, Siverek, Kozan, Muş ve Dersim kazaya çevrilmiştir.”

 

ARDAHAN’IN İL OLMASI (1992)

         Ardahan yarım yüzyıldan fazla tam 66 yıl Kars iline bağlı bir ilçe olarak yer aldı. 27 Mayıs 1992 tarih ve 3806 sayılı kanun ile tekrar 1921 deki gibi bir İl haline getirildi. Ardahan’ın Bakanlar kurulu kararı ile İl yapıldığı 3806 sayılı kanunun 1.maddesi şöyledir:

Madde 1- Kars iline bağlı Ardahan ilçe merkezi olmak ve ekli (13) sayılı listede adları yazılı ilçe, bucak, kasaba ve köyler bağlanmak suretiyle Ardahan adı ile “İL” kurulmuştur



Düzenleyen TUREBTÜRKİYE - 28.Ağustos.2008 Saat 03:48
Yukarı Dön
TURİST REHBERİ Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici


Kayıt Tarihi: 02.Haziran.2008
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 5334
  Alıntı TURİST REHBERİ Alıntı  GönderCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 28.Ağustos.2008 Saat 03:22

ARDAHAN MUTFAĞI

Anadolu'da her yörenin kendine has yemek kültürü ve damak zevki olduğunu görürüz. Bu kültür, yörenin coğrafi ve iklim özelliklerini üzerinde taşır. Bu nedenle Ardahan'da da tarım ve hayvancılığa dayalı bir mutfak kültürü gelişmiştir.

Yörenin yemek kültürü ağırlıklı olarak tahıl, et ve hayvansal ürünlere dayanmaktadır. Tahıl ürünü olarak en çok arpa ile buğday kullanılır. Kaz etinin yörede ayrı bir yeri bulunmaktadır. Sığır ve ko­yun eti de yaz aylarında taze, kış aylarında da kavurma olarak fazlaca tüketilmektedir. Sebze cinsîn­den gıda maddelerinin başında ise patates, kuru fasulye ve soğan gelir.

Yörenin kendine özgü birçok yemek çeşidi bulunmaktadır. Bunlardan çorba olarak ayran aşı, hel-le aşı ve püşrük aşını, hamur işi olarak bişi, mafiş, kayıtma, hingal, kete ve katmeri, tatlı olarak da, baklava, lokum tatlısı, irmik helvası, un helvası ve hasutayı sayabiliriz.

Yöresel Yemekler

  • Un çorbası

  • Kesma Aşı

  • Höre Aşı

  • Keleçoş

  • Cinar çorbası

  • Kelemkeşir çorbası

  • Puşruk Aşı

  • Ayran Çorbası

  • Süt Çorbası

  • Evelik Çorbası

  • Pışırık Aşı

  • İşkembe Çorbası

 
Yemekler
  • Kaygana
  • Peynir Eritme
  • Mısır Papası
  • Haşil
  • Gaşo
  • Könbe
  • Sinor
  • Bozbaş
  • Lalanga
  • Evelik Sarması
  • Buglama
  • Kelle paça
  • Kuymak
  • Hasuda
  • Kurut  

Tatlılar

  • Lokma
  • Un helvası
  • Sütlaç
  • Şekerleme

Kebaplar

  • Tandır kebap
  • Kaçguç
  • Sac altı kebap
  • Tandırda Kaz
  • Köz kebap
  • Sac kebap
  • Dolma kebap
  • Dal kebap
  • Dil kebap
  • Mumbar kebap

Hamur İşi

  • Etli Hengel
  • Kayıtma
  • Gevrek
  • Lokum
  • Bişi
  • Feselli
  • Kete
  • Mafiş
  • Kül pağaça
  • Karnı çırık
  • Pileki ekmek
  • Gaçabur
  • Erişte
  • Kesme makarna
  • Gagala
  • Gözlük
  • Katmer

ETLİ MANTI:

MALZEMELERİ:1Kilogram kıyma, 2 baş soğan, 2 yumurta, yeteri kadar un, tuz, su, kıymaya katmak için karabiber, kimyon ve nane.

YAPILIŞI: Unu 2 yumurta tuz ve suyla kulak memesi kıvamından daha sert bir hamur elde edilir. Üç dört pazıya bölünür. Yufkalar halinde açılarak karelere bölünür. Diğer tarafta kıyma baharat, soğan ve tuzla hazırlanır. Karelere fındık büyüklüğünde yerleştirilir. Üçgen şeklinde kapatılır. Bir tencerede su tuz ilave edilerek kaynatılır. Kaynayan suya mantılar atılır.15–20 dakika bu şekilde pişirilir. Pişen mantıları süzdürerek servis tabağına alınır. Üzerine önce yoğurt sonra kızdırılmış tereyağı dökülerek servis yapılır.

FESELLİ

MALZEMELERİ: Un, su, maya, tuz,

YAPILIŞI: Malzemeler birleştirilir. Yoğrularak hamur haline getirilir. Kulak memesi yumuşaklığında yoğrulur. Biraz bekletilir. Hamur küçük küçük kesilerek künt (pazı) yapılır. Oklava ile yufka halinde açılır. Yufkanın içinin yağlayarak rulo halinde bükülür. Tekrar yuvarlak hale getirilir. Yeniden açılır istediği incelikte olabilir. Sacda kısık ateşte pişirilir, isteyen tekrar yağlayabilir.

KATMER

MALZEMELERİ: Un, Su, tuz, yağ, maya

YAPILIŞI: Malzemeler karıştırılıp yumuşak hamur haline getirilir. İyice yoğrulur. 10 Dakika bekletilir. Hamur küçük küçük kesilerek künt (pazı) yapılır. Oklava yardımı ile ince yufkalar açılır. Yufkalar tek tek yağlanarak üst üste dizilir. 6 yufka dizilir. Rulo halinde bükülerek yuvarlak haline getirilerek tepsi büyüklüğünde elle açılır, üzerine yoğurt yada yumurta sürülerek 200 derece kızgın fırına sürülür. Pişmeye bırakılır. Fırından çıkartılan katmer ılındıktan sonda dilim halinde kesilerek servis yapılır.

KESME AŞI

MALZEMELERİ: 1 kg un, tuz, 2 yemek kaşığı salça, karabiber, nane ve kekik, 2 yemek kaşığı tereyağı

YAPILIŞI: Un içine tuz ve su konularak kulak memesinden daha sert bir hamur yoğrularak 2 yada 3 pazı yapılır. Pazının biri diğerlerinden daha küçük olarak ayrılır. Pazılar biraz dinlendirilir. Fazla ince olmayan yufkalar açılır. 5-6cm uzunluğunda kesilir bu şeritler daha sonra enine eriştelik doğranır. Bir tencerede suya tuz ilavesiyle kaynatılır. İçine erişteler atılarak pişirilir. Diğer taraftan ayırdığımız küçük pazıyı küçük parçalara ayırıp yuvarlayarak l er cm uzunluğunda doğranır.(halk dilinde nuğul denir.) Tavada yağ eritilir. Nuğullar yağda kızartılır. Salça ve diğer baharatlar katılır, yemeğin üzerine dökülüp sıcak servis yapılır.

GEVREK

MALZEMELERİ: Un, kaymak, tuz (Malzemeler isteğe ya da kişi sayısına göre ayrılır. Ölçüsüzdür)

YAPILIŞI: Bir kapta kaymak, un ve tuz konularak kulak memesinden biraz yumuşak hamur hazırlanır. Yumurta büyüklüğünde kütler (pazı) hazırlanır. Oklavayla açılan yufkalar bir taraf tanda orta ısıda hazırlanmış olan saçta pişirilir. Servisi peynir, çay, yada salatayla yapılır.

PİŞİ

MALZEMELERİ: Un, tuz, maya, su.

YAPILIŞI: Bütün malzemelerin katılımıyla kulak memesi yumuşaklığında bir hamur elde edilir. Mayalanmaya bırakılır. Hamur mayalanınca, derince ve büyük bir tavanın yarısına kadar yağ doldurulur, bu yağ yüksek ateşte kızdırılır, hamurdan pazılar alarak oklava yardımıyla tavanın genişliğinde açılır, ortasından delinir. Kızgın yağda kızartılır. Servisi sıcak yapılır.

AYRAN ÇORBASI

MALZEMELERİ:  ½ Kg. Un, 1 yumurta, 250 gr. Süzme yoğurt, tuz, nane, kırmızıbiber, 2 yemek kaşığı tereyağı, su

YAPILIŞI: Un, yumurta, tuz suyla kulak memesinden daha sert yoğrulur, yufkalar açılır, eriştelik doğranır, bir taraftan tencereye 3 lt. su konur, tuz ilave edilerek kaynatılır. İçine erişteler atılarak pişirilir, diğer taraftan süzme yoğurt suyla açılarak ( yemeğin suyu fazlaysa bu sudan da alınıp kullanılabilir) kalınca bir ayran haline getirilir. Pişen yemeğe katılır, diğer taraftan tereyağı bir tavada eritilir, içine nane ve kırmızıbiber katılır, ayran aşının üzerine ve servis edilir.

Khinkal

Malzemeler

  • 400 gr. koyun kıyması
  • 4 baş iri soğan
  • 3 su bardağı un
  • Su
  • Tuz, karabiber
  • 5-6 diş Sarmısak

Yapılışı

Mantı hamuru yapar gibi su, 2 çay kaşığı tuz ve 3 su bardağı un ile hamur yoğrulur. Bu hamur dinlenmeye bırakılır.Üstü kurumaması için bir kapakla kapatılır. 10 dk. dinlendirilir. Bu arada soğanlar çok ince olacak şekilde doğranır. Üzerine karabiber ve 2 çay kaşığı tuz katılarak yoğrulur. Koyun kıyması da katılır, karıştırılır. Dinlenen hamur tekrar etrafına un serperek yoğrulur.İkiye ayrılır. 2 yumak yapılır, dinlenmeye bırakılır. Üstü kapalı olarak 5 dk. dinlendirildikten sonra ilk yumak, mantı hamuru gibi ince bir şekilde açılır. Mantıdan daha büyük olacak şekilde 5x5 cm eninde kareler kesilir.İçlerine hazırladığınız kıymalı içden bırakılır.Karenin köşeleri ortaya gelecek şekilde üstten büzülen bohça gibi olacak ama bir içeri bir dışarı hareketi ile kenarlar birleştirilir.Mantıları un serpilen bir tepsiye dizilir, altları yapışmasın diye kolayca şekilleri bozulmadan kaynama suyuna attılır.

Fetir

Yapılışı

Malzemeler: 400 gr tereyağı, 250 gr şeker, 7 su bardağı un, Süt (3 veya 4 su bardağı), 40 gr kuru maya, 1 tutam tuz, 250 gr yoğurt, 2 yumurta

Yapılışı: Öncelikle ½ bardak sütte maya ezilir. 6 bardak una tuz maya eklenerek geri kalan sütle kulak memesinden yumuşak hamur hazırlanır ve mayalanmaya bırakılır. Diğer tarafta içi için yağ eritilir. Eritilen yağa un ilave edilip kavrulur. Pembeleşince şeker eklenir çok az su dökülerek yumuşak bir hamur haline getirilir. İçi bir tarafta soğutulurken, mayalanan hamur yumruk büyüklüğünde bezelere ayrılır. Ayrılan bezeler elle biraz açıldıktan sonra hazırlanan iç konulup tekrar beze haline getirilir. Tekrar elle 1 cm kalınlığında 15 cm çapında açılarak üstüne önceden hazırlanmış yoğurt yumurta sarısı karışımı sürülür. Tandıra yapıştırılır. Kızarınca alınır.


 



Düzenleyen TUREBTÜRKİYE - 28.Ağustos.2008 Saat 04:49
Yukarı Dön
TURİST REHBERİ Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici


Kayıt Tarihi: 02.Haziran.2008
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 5334
  Alıntı TURİST REHBERİ Alıntı  GönderCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 12.Ağustos.2008 Saat 22:43
Ardahan%20Haritası


Düzenleyen TUREBTÜRKİYE - 12.Ağustos.2008 Saat 22:43
Yukarı Dön
TURİST REHBERİ Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici


Kayıt Tarihi: 02.Haziran.2008
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 5334
  Alıntı TURİST REHBERİ Alıntı  GönderCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 10.Ağustos.2008 Saat 12:28
 
ARDAHAN
 
Resim:Ardahan%20Turkey%20Provinces%20locator.jpg
 COĞRAFYA
 

Anadolu’nun Kuzeydoğusunda yer alan Ardahan kuzeyinde Acaristan                (Gürcistan Toprağı), Kuzeydoğusunda Gürcistan ve kısmen de Ermenistan, Güneydoğu ve Güneyinde Kars, Güneybatısında Erzurum ve Batıda da Artvin illeri ile çevrilidir.  

İlin Yüzölçümü: 5.035,51 km² (503.551 ha)

İlin Koordinatları

  • Enlem: 41º36’13” kuzey, 40º45’24” güney
  • Boylam: 43º29’17” doğu, 42º25’43” batı
         
DOĞAL YAPI
Doğu Anadolu bölgesinin Karadeniz Bölgesine komşu olduğu Kuzeydoğu kesiminde yer alan il toprakları yüksek ve engebelidir. Ardahan ili sınırları içinde yüksekliği 3000 m'yi aşan birçok doruk vardır. Çoruh-Kelkit dağlarının en doğu kesimini oluşturan Yalnızçam dağları Artvin il sınırı boyunca uzanır.
 
İlin kuzeydoğu kesiminde Keldağ (3.033 m.), Doğu kesiminde ise Akbaba dağı (3.026 m.) yer alır. İl topraklarının güney kesiminin engebeli kısımlarını ise Allahuekber dağları ile Kısır dağı oluşturur. Kuzeydoğu-Güneybatı doğrultusunda uzanan Allahuekber dağlarına bağlı Kabakdağ 3.054 m. yüksekliğindedir. İlin en yüksek noktası ise Çıldır gölünün güneybatısında yer alan ve 3.197 m.'ye erişen Kısır Dağının  doruğudur.

              İlin orta kesimindeki yüksek düzlükler Ardahan Platosu olarak adlandırılır. Platonun deniz seviyesinden yüksekliği 1800-2000 m. arasında değişir. Orta kesimdeki alçak bölüm Ardahan ovası adıyla anılır. İldeki diğer düzlükler ise kısır dağının batısında bulunan bir çöküntü alanı olan Hasköy ovası ile güneybatı kesimindeki Göle ovasıdır.

 

BAŞLICA DAĞ VE TEPELER

ADI

YÜKSEKLİĞİ(m)

BULUNDUĞU YER

AKBABA DAĞI

3126

ÇILDIR

ALLAHÜEKBER DAĞI

2919

GÖLE

ARŞİYAN DAĞI

3160

POSOF

ILGAR DAĞI

2418

POSOF

KISIR DAĞI

3197

ARDAHAN

UĞURLUDAĞ

2765

GÖLE

YALNIZÇAM DAĞLARI

2715

ARDAHAN


 

JEOMORFOLOJİ

GÖLE HAVZASI  : Göle Havzası Kuzeydoğu Anadolu’da volkanik kökenli Allahuekber dağı ile kuzeyde Uğurludağ arasında yer alıp, 2000-2100 m. yüksekliğe sahiptir. Tamamen tektonik bir çukur olan Göle havzası, alüviyal dolgu ile kaplıdır. Bu dolgu yüzeyinde çayır-bataklıklar yaygındır. Göle havzası, Ardahan havzasına sokulan Kuruçay tarafından kapılarak Kura nehri havzasına bağlanmıştır.

ARDAHAN HAVZASI : Güneyde Uğurludağ, Kuzeyde Yalnızçam Dağları (Cin Dağı 2.957 m.) arasında 1800-2000 m. yükseklikte Ardahan havzası uzanmaktadır. Bu havzanın kenarlarında Pliyo-Kuvaterner marnlı, kumlu çökelleri bulunmakta olup, Güneydoğuya doğru Hasköy'e kadar uzanmaktadır.Söz konusu Havza Pliyosen sonu-Kuvaterner başında oluşan faylanma sonunda çökmüş ve çöken bu alan, yüksek sahalardan gelen malzemelerle dolmuştur. Bundan dolayı, havzayı dolduran flüvio-laküstür çökeller, genç akarsular tarafından boşaltılmış ve böylece havzanın kenarlarını sınırlayan fay diklikleri (sıyrılmış fay dikliği) ve yer yer volkanik temel yüzeye çıkmıştır.

ÇILDIR HAVZASI İLE ÇILDIR VE AKTAŞ GÖLLERİ : Kuzeydoğu Anadolu’nun nihayetinde kabaca kuzey-güney yönünde bir birine paralel olarak uzanan Aktaş gölü, Çıldır Havzası ve Çıldır Gölü bulunmaktadır. Volkanik ve Volkano-sedimanter arazi üzerinde yer alan bu çanaklar tamamen tektonik kökenlidir.

         1.794 m. yükseklikteki Aktaş (Hozapin) gölü, Doğu-batı yönünde faylarla çökmüş aynı isimli havzanın alçak kesimini işgal etmiştir. Özellikle gölün güney kesiminde heyelanlı fay dikliği uzanmaktadır.

         Hozapin gölünün güneyindeki volkanik eşikten sonra güneyde Çıldır havzasına geçilir. Doğu-Batı yönünde uzanan bu havza genç çökellerle dolmuş olup, 2000 m. civarındadır. Havzanın suları batıdan havzaya kavuşan ve Kura nehrinin kollarından olan Karaçay tarafından drene edilmektedir.

         Doğuda Akbaba dağı (3026 m.) batıda Kısır Dağı (3197 m. ) Volkan konileri arasında uzanan Çıldır gölü 1.959 m. yüksekliktedir. Gölün kuzey-güney yönündeki uzunluğu 18.3 km., doğu-Batı yönünde en geniş yeri 16.2 km.dir ve göl 115 Km2. alan kaplamakta olup, derinliği 100 m.'den fazladır.

         Çıldır Gölünün kuzeyinde ortalama yüksekliği 2.100 m. olan bir volkano-sedimanter sırt uzanmaktadır.Bu sırtın batı nihayetinde 1970-1975 m. Yüksekliğinde, Gölbelen köyü civarında bir gedik bulunmaktadır. Gölün güney bölümü, diğer alanlara nazaran son derece düz ve ortalama yüksekliği 2.000 m. civarında bir aşınım yüzeyi uzanmaktadır. Buradan Kuzey-Güney yönünde bir olukla Arpaçay'a geçilmektedir.

         Havzaların jeomorfolojik evrimine gelince; Doğu Anadolu’da Volkanizma Tersiyerin ilk dönemlerinde oluşmaya başlamıştır. Miyosende Kuzey Doğu Anadolu’daki depresyonlar daha çok göl rejimi altında kalmışlar bu devrede fasılalı olarak çıkan volkanik malzemeler göl havzalarına akmışlardır. Böylece; Arpaçay, Çıldır, Kura Vadisinin bulunduğu alanlarda tortullarla ara tabakalı volkanik, volkanon-sedimanter araziler teşekkül etmiştir. Piyosende ise bölge dikey tektonik hareketlere uğramış ve sonuçta faylar boyunca blok halinde çökmeler meydana gelmiştir. Bu esnada Çıldır havzası ana hatları ile oluşmuştur. Kuvarternerde Çıldır Gölünün doğu ve batısında merkezi püskürmeler meydana gelmiş ve bu püskürmeler ile doğuda Akbaba batıda Kısırdağ volkan konileri teşekkül etmiştir Bu merkezlerden çıkan bazaltik lavlar Çıldır Gölü Havzasına ve volkano-laküstür araziler üzerine akmıştır. Söz konusu merkezlerden çıkan lavlar, günümüzdeki Çıldır gölünün kuzey ve güneyindeki sahaları kaplamamıştır. Çünkü bu alanlarda volkano-sedimanter arazilerin üzerinde bazaltik lav akıntıları bulunmaktadır. Çıldır Gölü bir lav seti gölü değildir.

         Çıldır gölü, yakın bir zamana kadar zaman zaman kapalı bir havza halinde kalmıştır. Ancak pleistosen'in plüviyal devrelerinde gölün fazla suları kuzeybatıda ki Gölbelen köyündeki 1970-1975 m. yüksekliğindeki gedikten Çıldır havzasına, oradan da Kura nehrine akmıştır. Öte yandan, gölün kuzey kesiminde 2.000 m. civarında yerli kaya taraçaları ve sahanlıklar bulunmaktadır, bu sahanlıklarda yassı çakılların varlıkları plüviyal devrede gölün en az 2000 m.'ye kadar yükseldiğini göstermektedir.

         Halihazırda Çıldır Gölü güneyde bazaltlar üzerinde açılmış bir taşma boğazı vasıtasıyla Arpaçay'a kavuşmaktadır. Çıldır Gölünün kuzeyinde ki Çıldır havzası da, Kura'nın kollarından olan Kocaçay tarafından kapılarak Kura nehrine bağlanmıştır. Kapalı bir çanak içerisinde olan Aktaş gölünün suları ise içme ve kullanmaya elverişli değildir, ancak bu gölde plüviyal devrede fazla sularını kuzeybatıdaki eşikten Kura'ya akıtmıştır.

GÖLLER

ÇILDIR GÖLÜ : Doğu Anadolu’nun bölgesinin Van Gölünden sonra en büyük gölüdür. 115 km2 olan bu göl, Kısır dağı ile Akbaba Dağı arasında yer almaktadır.

         Kuzey-Batı yönünde uzanan Singer sırtları Çıldır Gölü ile Çıldır Ovasını birbirinden  ayırır. Bu halde göl her tarafından kendisine doğru dikilen yüksek dağlarla çevrilmiştir. Bu bakımdan gölün Çıldır tarafı daha düzlüktür. Bu  taraftaki kıyılarda ince ince düzlükler ve kumlu plajlar vardır.

         Göl; kar suları, kaynaklar ve her iki dağdan inen küçük çaylarla beslenmekte olup, suları tatlıdır. Göl güneye doğru gitgide daralır. Kamervan Adasından sonra dar Zavot Boğazından ötede küçük bir genişleme daha yapar burasına Küçük Göl de denir. Gölün fazla suları belirli bir akıntı ile bu boğaza doğru toplanır ve buradan sonra hızlı bir akışla ve Telek Suyu adıyla gölden çıkarak Kars Çayına doğru akar. En fazla akış yazın olur (10-15 m3.), yaz sonlarına doğru ise akış çok azalır, saniyede 3 m3'e kadar düşer. Rakımı 1950 m olan Çıldır Gölünün yüzeyi kış aylarında buzla kaplanmaktadır.

         Gölün kuzeydoğu kıyısına yakın bir yerinde, bir dönüm kadar genişliğinde Akçakale veya Kuşadası olarak adlandırılan ve bir yarımadanın kopmasından ortaya çıkan küçük bir ada bulunmaktadır. Bu ada üzerinde çeşitli kuş türleri barınır: Karabatak, Balıkçıl, Tulumboğaz ve martı bunların en önemlileridir. Bu kuşlar kışın Karadeniz’e göç ederler.

         Çıldır gölü balık açısından oldukça zengindir. Kıyılarda ki dere ağızlarında alabalık bulunur. Gölde en çok bulunan balık türü sazan balığıdır. Gölde tatlı su Kefalı de vardır.  

AKTAŞ (HOZAPİN) GÖLÜ : Çıldır ovasının kuzeybatı kesiminde 22 km2’ kadar bir alan kaplayan Aktaş (Karsak, Hozapin) gölünün yarısı ülke sınırları içerisindedir. Yüksekliği 1794 m. olan göl kapalı bir havza halindedir ve alanı gitgide daralmaktadır. Gölün suları sodalıdır. Gölde devamlı hareket halinde bulunan 12 adacık vardır. İlkbaharda göl yatağından taşan sular bir akıntı oluşturur ve bu akıntıya Zigaristav deresi denir.

AYI GÖLÜ : Arsiyan Dağı ile Cin Dağı arsında yer alıp 0,5 km2 kadar bir alana sahiptir. Göl kenarından çok sayıda küçük kaynak çıkmakta ve bu sular gölü beslemektedir. Gölden taşan suların oluşturduğu ve Hanak ilçemize doğru Cin dağının diplerini izleyerek akan Ayı deresinden yaz aylarında yöre halkı hayvan sulamada faydalanmaktadır.

KARAGÖL (VAKLA) GÖLÜ : Arsiyan Dağının Posof tarafında Baykent (Vakla veya Vahla) ve Alabalık (Sayho) Köyleri yakınlarında bulunmaktadır. Düz bir alanda yer alan gölün çevresi çimenlik olup Alabalığı boldur. Gölden çıkan küçük bir dere Posof ilçemize doğru iner.

BALIK GÖLÜ : Posof İlçemiz sınırlarında Kanlıdağ'ın kuzey tarafında bulunur. Küçük bir alanı kaplayan gölde Alabalık ve Kunduz  bulunur.

KANLIGÖL : Posof İlçemiz Eminbey (Cilvana) köyünün batısında                   Zendar ve Civantel köyleri arasında sekiz dekar (8.000 m2) kadar bir alanı kaplamaktadır. Göl suları derin olup, kenarları sazlık ve bataklıktır. Gölde sazan balığı bulunmaktadır.

AYAZGÖLÜ : Posof İlçemizde Eminbey (Cilvana) köyünün hemen doğusunda 10 dekar genişliğinde küçük bir düzlüğün ortasında ve 20-30 m. derinliktedir. Gölde balık bulunmamaktadır.

SAĞRININ GÖLLERİ : Posof merkezinin 6 km. kadar doğusunda Sağrı ile Al köyü yakınlarında birbirine yakın olan Sülüklü ve Kamışlık göllerinin genel ismine Sağrının gölleri denir.

DAVAR GÖLÜ : Posof İlçemizin batısında Hırkat dağının kuzey tarafında     3 dekar genişliğindedir. Gölde balık bulunmamaktadır.

ARİLE (BALIK) GÖLÜ : Posof ilçemizin doğusunda, Gürcistan sınırına yakın Süngülü (Arale) köyünün yanında sekiz dönüm kadar genişliğindedir. Gölde Alabalık boldur. Gölün kenarları çıplak ve kumludur.

NEHİRLER
 

Başlıca Akarsular

Adı

Toplam Uzunluğu

(km)

İl Sınırlarındaki Uzunluğu(km)

Debisi

(m3/sn)

İl Sınırları İçindeki Başlangıç ve Bitiş Noktaları

Hanak Suyu

11

11

1,45

Komer köyünden başlayıp Cot suyu ile birleştiği yerde biter

Kayınlık Deresi

16

16

1,70

Balçeşme köyünün 1 km mansabından başlayıp Fatmaçayır deresinin birleştiği yerde biter

Kür Çayı

51

51

10,19

Tellioğlu köyünün 1 km mansabından başlayıp Fatmaçayır deresinin birleştiği yerde biter

Kura Nehri

 

76

28,75

Çatalköprü köyünün 7 km güneybatısından başlayıp ülke dışına çıkar

Posof Deresi

 

19

5,31

Posof ilçesinden başlayarak Ülke dışına çıkar

Türkmen Deresi

14

14

1,40

Gedik Köyünün 1,5 km kuzeyinden başlar ve Göle’nin Sormi deresi 3 km kuzeyinde biter


 

KURA (KÜR) NEHRİ : Yurdumuzda Doğu Anadolu bölgesinden doğup Azerbaycan topraklarında Aras ırmağı ile birleşerek Hazar denizine dökülen akarsuyun toplam 1515 km. olan çığırının 189 km’lik bölümü Türkiye sınırları içindedir.

         Kura ırmağı, Doğu Anadolu bölgesinin kuzeydoğu kesimindeki Allahuekber dağlarının kuzey yamaçlarından doğan Kayınlıkdere, Türkmendere (Sarmi deresi) ve Kür (Gür) Çayının, Göle ovasının kuzeybatısında birleşmesiyle oluşur. Kür yada Gür adı, bazı kaynaklarda ırmağın tümü için kullanılır. Kura, Göle ovasının kuzeybatısında Yiğitkonağı Köyünün eski adıyla anılan dar ve derin Türkeşen boğazına girer. Güneydoğu-Kuzeybatı doğrultusunda 32 km. boyunca uzanan boğaz, birer çöküntü alanı olan Göle ile Ardahan ovalarını birbirine bağlar. Irmak, Türkeşen Boğazını geçerken yer yer menderesler oluşturur. Uğurlu dağı ile Kılıç dağı arasına sıkışmış olan boğazda, bu dağlardan gelen küçük kollar alır. Ardahan ovasına ulaştıktan sonra Yalnızçam dağlarının yamaçlarında ve çevredeki yüksek platolardan gelen pek çok dereyi de alarak, o çöküntü alanının güney kenarı yakınında menderesler oluşturur.Yatağın bu kesiminde kopuk menderesler ve ırmağın eskiden daha kuzeyde aktığını gösteren terkedilmiş yataklar vardır. Ardahan’ın batısında yer alan Dedegül köyünün güneyindeki terkedilmiş yatağın uzunluğu 2 km.yi aşar. Ovanın doğusunda Ardahan ile Sugöze köyü arasında bir çok terkedilmiş yatak ve menderes yeniği vardır.Ardahan ovasında akarsu eğiminin çok az olması bu yüzey şekillerinin oluşmasına yol açmıştır.

         Kura Irmağı, Ardahan ovasından sonra kuzeydoğuda gene dar ve derin, ama Türkeşen boğazından çokta uzun olan Miyalashor boğazına girer. Miyalashor boğazı, genellikle güneybatı, kuzeydoğu doğrultusunda 65 km. boyunca Gürcistan sınırına kadar uzanır. Kura Irmağı daha önceleri olgunluğa erişmiş eski vadisi içerisinde akarken, sonradan derine doğru yatağını şiddetle kazarak bugünkü boğazı oluşturmuş ve geniş bir oluk biçimindeki eski vadilerini tabanı yukarıda kalmıştır. Bunlar, günümüzdeki vadi tabanından 200-300 m. Yükseklikte yer alan ana kaya şekilleri ve terkedilmiş akarsu yataklarıdır.

         Kura'nın, Ardahan ovasının kuzeydoğusunda Miyalashor boğazına girerken 1800 m. Olan taban yüksekliği Türkiye topraklarından çıkarken 1300 m.’dir. Boğaz boyunca fazla daralıp genişlemeyen vadi tabanının ortalama eğimi % 07'dir. Bu eğim, boğazı kuzeydoğu ucuna doğru gidildikçe artar ve özellikle Karaçay'ın Kura ırmağına katıldığı yerden sonra % 08'i bulur.Yarılmanın en şiddetli olduğu ve vadi tabanının en çok derinleştiği kesim de burasıdır. Bu kesimden Kura ırmağının vadisine görülmesini kolaylaştıran bir kırık (Fay) çizgisini izlediği anlaşılmaktadır. Çıldır ilçesine bağlı Kuzukaya köyünün doğusunda Kura, birdenbire yön değiştirerek iyice kuzeydoğuya yönelir. Karaçay'ın, Kura'ya kavuştuğu yerin yakınındaki çermik yöresinden çıkan sıcak maden suyu kaynakları da, bu kesimde akarsu vadisinin bir kırık çizgisine uyduğunu kanıtlar. Irmağın, Ardahan’ın doğusunda Karaçay’dan başka aldığı önemli kollar kısır dağından Ağıldere adıyla çıkan Ölçek Suyu ve Hanak yönünden gelen sularla beslenen Cot Suyudur.

         Kura Irmağı, Akkiraz (Kertene) köyünün doğusundan başlayıp bir süre Türkiye-Gürcistan sınırında aktıktan sonra Kurtkale yakınlarındaki Tavşan sırtı yöresinde Gürcistan’a  oradan da Azerbaycan topraklarına ulaşır ve Aras Nehri ile birleşerek Hazar Denizine dökülür.         Türkiye’de su toplama alanı 4852 km².dır. Ortalama debisi ise, Türkiye’deki yukarı çığırında 25 m3/sn dır. Irmağın suları nisanda en yüksek düzeyine erişir. Yatağında en az suyun bulunduğu ay genellikle Eylül ve Ekimdir.

 İKLİM              

Yörenin yüksek olması ve yüzey şekillerinin değişkenlik göstermesi dolayısıyla İl genelinde karasal iklim hakim olup, kışlar uzun, sert ve kar yağışlıdır. Yıllık ortalama sıcaklığı 5 0C’nin  altında olup, kışın –30 0C’nin altına iner. Türkiye’nin kuzeydoğusunda yer alan Ardahan’a yılda ortalama 500 mm  yağış düşer. Sonbaharın ilk soğukları eylül ayının sonunda başlar, ilkbaharda mayıs ayının ortalarına kadar devam eder.

İlin batı ve kuzeyinde daha çok Karadeniz ikliminin özellikleri görülür. Bu özellik bitki örtüsünde de kendini gösterir. Batı ve kuzeyde özellikle Posof ilçesi ile Artvin’e komşu olan yörelerde ormanlıklar ve çalılar yer alırken diğer yerlerde çayır ve meralar yaygınlık göstermektedir.

         Göle ovasında kışlar ağır geçer. Bu saha Türkiye’nin en soğuk yerlerinden sayılan Sarıkamış’a oranla daha soğuktur. Her tarafı yüksek dağlarla çevrilmiş çanak biçimindeki ovada kışın hava akımı az olur. Bu durumda soğuyan ve ağırlaşan hava aşağıya doğru hareket eder ve sıcaklık kaybına uğrayarak dondurucu bir hal alır.  Böylece Toprak örtüsü ve bataklıklar donar. Ovayı kuşatan ve biraz esinti gören dağların yamaçları daha az soğuktur. Kış aylarında bazen ovanın içerisini kalın bir sis tabakası örter ve etrafında ki dağlardan bakılınca burası adeta bir deniz gibi gözükür. Bu ovaya kışın en soğuk rüzgar kuzeybatıdan gelir ve buna "Ardahan Yeli" denir.

         Etrafı dağlarla çevrili olan ve ortalama 900 m yükseklikte bulunan Posof İlçemizde ise Doğu Karadeniz ikliminin sert şekli hüküm sürer. Burada mikro klima tipi iklim hakim olup, kışlar yağışlı, yazlar ise sıcak geçmektedir. Bu iklimin en belirgin özelliği yağışlarıdır. Bu alana her mevsimde yağış düşer. Sahada altı ay kış mevsimi yaşanır. Bu esnada yağışlar hep kar halindedir ve boldur. Mayıs'a kadar kar yağdığı da olur. İlkbaharda ve sonbaharda sisler oluşur. Yaz mevsimi esnasında yağmur eksik olmaz. Sıcaklık yağışlardan ve havanın sık sık bulutlu kalışından etkilenir. Yaz mevsimi adeta bir ilkbahar serinliğindedir. Durum böyle olunca buralarda geniş ormanların varlığı kendiliğinden oluşur. Açık kalan yerler ve vadiler devamlı bir yeşillik içerisindedir.

İKLİM VERİLERİ

(10 YILLIK ORTALAMA) 

 

AYLAR

Ortalama Yağış

mm.

Ortalama Sıcak.

C

Ort.N.Nem

%

Mak.Sıc.

C

OCAK

34.4

-10.3

76.3

5.4

ŞUBAT

19.7

-11.0

77.6

4.0

MART

29.2

-4.9

79.2

7.6

NİSAN

51.2

4.0

73.0

16.0

MAYIS

74.3

9.5

70.2

25.5

HAZİRAN

98.2

12.4

74.2

26.1

TEMMUZ

46.2

16.1

73.8

29.0

AĞUSTOS

49.0

16.7

68.8

29.3

EYLÜL

35.7

11.1

67.3

28.0

EKİM

31.1

7.0

71.3

23.3

KASIM

26.9

-0.9

87.3

13.4

ARALIK

31.4

-7.8

67.3

6.9

(Yıllık ort.)

43.9

5.3

73.8

17.7

 
MAĞARALAR

Övündü Mağaraları
Çıldır’a bağlı Kurtkale nahiyesinin 1 km. doğusundaki Övündü köyünün yaklaşık 250-300 m. güneyindeki kalker kaya kütlesine oyulmak suretiyle oluşmuş iki grup mağara yerleşimidir.

Ortakent Mağaraları
Hanak ilçesinin 10 km. kadar doğusunda yer alan Ortakent'in yaklaşık 7-8 km. güneyinde, Kura Nehri Vadisi’nde, nehrin akış yönüne göre sol yanındaki kayalıkta, çok sayıda mağara yerleşimi ve büyük bir kaya kilise bulunmaktadır. Tarihi kaynaklarda bu mağara yerleşimi grubunun da kendisinden sonra gelen Tahtalı, Vaşlop, Ampur ve Colit Mağaraları gibi Yontma Taş Çağı izleri taşıdığı belirtilmiştir.

Yaylalar
Ardahan ilindeki mevcut dağların tamamının daha çok güney yamaçları ve etekleri 3 aylık yaz mevsiminde yayla olarak kullanılmaktadır. Ortalama 2000-2800m. yükseklikte olan bu yaylalar, sahip olduğu zengin otlaklarla hayvancılık için elverişli bir ortam oluşturmaktadır. Farklı olarak Artvin-Ardanuç sınırında Yalnızçam Dağları üzerinde bulunan Bülbülhan ve Botanik Yaylası; Erzurum, Artvin ve Ardahan’ın katılımı ile panayır ve pazar amaçlı kullanılmaktadır.

Ovalar
Ardahan merkez ilçenin de üzerinde kurulduğu Ardahan Ovası 180 km2’lik alan ile ilin en büyük ovasıdır. Ovanın ortasında Kura (Kür) Nehri geçmektedir. Diğer önemli ova ise Göle ilçe merkezinin üzerinde kurulu bulunduğu 150 km2’lik Göle ovasıdır. Göle ovasının yüksekliği ortalama 2000m. civarındadır. Ayrıca nispeten daha küçük alanlardan oluşan Hanak ovası (20 km2) ve Hoçuvan Ovası (14 km2) da bu grupta adlandırılabilir. Mevcut ovalar büyük oranda çayırlarla kaplı olup, bunların bir kısmında tahıl, yem bitkileri ve önemli oranda da çayır otu üretimi yapılmaktadır. İlkbahar ve sonbaharda ise hayvan otlatma alanı olarak kullanılmaktadır.


 

 NÜFUS

Türkiye'nin en çok göç veren illerinden biridir. İlin başlıca gelir kaynağı tarım,arıcılık ve hayvancılıktır. İki tane sınır kapısı vardır: Gürcistan'ın Samshe-Javaketi Distriktine, Posof-Türkgözü (açık) ve de Çıldır-Aktaş (kapalı).

İl'in başlıca halkı Kıpçak Türkleri, Terekeme Trkleri ve Türkmenlerdir. İlin en gelişmiş ilçesi ve eğitim seviyesi en yüksek ilçesi Posof'tur. Ama nüfus olarak en büyük ilçesi Göle'dir.

 

 


Düzenleyen TUREBTÜRKİYE - 28.Ağustos.2008 Saat 05:00
Yukarı Dön
 Gönder Gönder

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums® version 9.50
Powered by Web Wiz Forums Free Express Edition
Copyright ©2001-2008 Web Wiz